5 ŞAŞIRTICI PSİKOLOJİK BİLGİ

Merhaba Psikoloji Severler, Nasılsınız? Bugün sizlerle araştırma sonuçlarıyla kanıtlanmış 5 şaşırtıcı psikolojik bilgiyi paylaşacağım. Hazırsanız başlayalım. Ağlayan birini gördüğünüzde ya da canı yanan birini gördüğünüzde sizin de yüzünüzün buruştuğunu fark ettiniz mi? Sanki adeta biz de onunla aynı duyguyu paylaşıyormuşuz gibi birdenbire ifademiz de bir değişim olur. Bazılarında bu değişim mikro düzeydedir. Bazılarında ise biraz daha fazladır. İnsanlarla iletişim kurduğumuzda bir süre sonra onların yüz ifadelerini ve beden dillerini taklit ettiğimizi biliyor musunuz? Diyelim ki bir arkadaşınla bir kafede oturuyorsun. Arkadaşın saçlarıyla oynamaya başladı. Bir süre sonra sen de elini kafana doğru götürürsün. Ya da arkadaşın belki geriye doğru yaslandı ya da ileriye doğru geldi. Bir süre sonra sen de bir bakarsın ki o geriye doğru yaslamışsa sen de geriye doğru yaslanıyorsun. O ileriye doğru gelmişse sen de ileriye doğru geliyorsun. Tüm bunlar farkında olmadan bilinç dışı bir şekilde yaptığımız hareketler fark etmeden bir süre sonra karşı tarafı gerçekten de taklit etmeye başlıyoruz. Bu arada bekârlara güzel bir ipucu vereyim. Eğer karşı taraf sizden hoşlanıyorsa sizi daha çok taklit eder. Evet, olumlu duygular hissettiğimiz insanları daha fazla taklit etmeye eğilimdeyiz ama yine de bu bilgiden yola çıkarak hemen gidip bir gelinlik ya da damatlık modeli bakmanı önermiyorum. Çünkü bu olumlu duygu arkadaşça bir olumlu duygu da olabilir. Peki neden insanları taklit ediyoruz? Beynimizin ön kısmındaki sinir hücrelerinden bir kısmı ki bunlara ayna nöronlar adı veriliyor. Karşı tarafın hareketlerini taklit etmekten sorumlu. Böylelikle insanların duygularını okuyabiliyoruz ve onlarla empati kurabiliyoruz. Üstelik bu sonradan kazanılan değil, doğuştan bir özelliğimiz. Görülen o ki doğuştan sadece karşı tarafın beden dilini değil, duygularını da taklit etme eğilimindeyiz. Farkına varmadan başkalarının ruh hallerinden derinden etkilendiğimizi biliyor muydunuz? Adeta onların duyguları bize bulaşıyor. Araştırmacılar buna duygusal bulaşma diyorlar. Yapılan bir deneyde ağlayan bir bebeğin sesi kaydediliyor. Ardından bebek mutlu olduğu bir anda kendisine kendi ağlama sesi dinletiliyor ve bebek hiçbir tepki vermiyor. Fakat aynı bebeğe yine mutlu olduğu bir anda başka bir bebeğin ağlama sesi dinletildiğinde, bebek bir süre sonra ağlamaya başlıyor. Ayna nöronlarımız sayesinde. Sadece karşı tarafın beden dilini taklit etmekle kalmıyoruz, aynı zamanda bilinç dışı düzeyde onların duygularını da taklit ediyoruz. Yale Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmada tek bir negatif tembel ve saldırgan bir kişinin dahi nötr kişilerden oluşan bir grup da grubun genel mutluluk ve başarı düzeyini aşağıya doğru çektiğini gösteriyor. Yani tek bir negatif bütün grubu bozmaya yetiyor. Aynı şekilde nötr kişilerden oluşan bir grupta tek bir pozitif dahi grubun genel mutluluk ve başarı düzeyini yukarıya doğru çıkartabiliyordu. Peki grubun içerisinde hem pozitifler hem de negatifler varsa bu durumda bunlardan hangisi daha fazla duygusal bulaşma yaratacaktır? Buna bakıldığında ise sonuç maalesef negatiflerin daha fazla duygulara bulaştırdığını gösteriyor. Aslında bu sonuç çok şaşırtıcı değil. Çünkü evrimsel olarak negatif duygulara karşı daha hassasız. Çünkü negatif duygular yaşamın devamını sağlayabilmek, tehlikelere karşı korunmak ve tedbir alabilmek için daha öncelikli. Duygusal bulaşma o kadar güçlü ve o kadar otomatik bir tepki ki, bazen farkında olmadan düşmanımızı ya da rakibimizi bile taklit edebiliyoruz duygusal olarak. Yapılan bir araştırmada takım taraftarlığının rakip takımın taraftarlarının mutluluğunu ve coşkusunu gördüğünde milisaniye bir düzeyde mutluluk duygusunu yaşadığını gösteriyor. Tabii ki bu durum çok kısa sürede gerçekleşiyor. Hemen ardından bilinç devreye giriyor ve bunun aslında o kadar da mutlu olunamayacak bir şey olduğunu kavrayan bilinç tekrar eski duygu durumuna geri dönüyor. Görülen o ki duygularımız sosyal medya aracılığıyla da bulaşıyor. Haziran 2014’te PNAS’de yayınlanan bir çalışma Facebook kullanıcılarının paylaşımlarını inceliyor ve bu çalışmada görülüyor ki ana sayfa akışlarında daha pozitif iletiler, daha pozitif paylaşımlar gören insanların kendilerine daha fazla pozitif paylaşımlar yapma eğilimindeler. Aksine daha iç karartıcı, daha negatif paylaşımlar gören insanlar ise kendileri de yine daha fazla o gün negatif paylaşımlarda bulunuyorlar. Ayrıca yapılan araştırmalar kadınlarda duygusal bulaşmanın daha fazla olduğunu gösteriyor. Yani biz kadınlar diğerlerinin duygularından daha fazla etkilenme eğilimindeyiz. Şaşırdık mı? Hayır. Esas şaşırtıcı bilgi şimdi geliyor duygular. Görünen o ki sadece görülerek değil, koklanarak da bulaşıyor. Hollanda da Utrecht Üniversitesi’nde gerçekleştirilen bir araştırmada. Duyguların sadece görerek değil, koklanarak da diğer insanlara bulaşabileceği ispatlamış. Yapılan araştırmada deneklere daha önceden korku filmi seyretmiş insanların gömlekleri koklatıldığında koklayan kişilerde de korku duygusunun belirdiği görülmüş. Eee bu noktada kimi ya da neyi kokladığınıza dikkat edin diyorum. Efendim, fobiler literatürüne 2010 yılında sanki yeterince fobimiz yokmuş gibi yeni bir fobi daha eklendi. Telefonsuz kalmak ya da telefonunu kaybetme korkusu olarak tanımlanan nomofobi, görünen o ki her 2 kişiden birinde var. İngiltere Postanesi 2010 yılında YouGov isimli bir araştırma şirketine ve bir araştırma yaptırıyor. Bu telefon sahiplerinin kaygılarını bir inceleyelim. Araştırmanın sonucunda telefon sahiplerinin yaklaşık yüzde 53’ünde telefonlarını kaybettiklerinde, kapsama alanı dışında olduklarında şarjları ya da kontörleri bittiğinde yüksek bir endişe duygusu yaşandığı bulunuyor. 2 bin 163 kişi üzerinde yapılan bu araştırma bize gösteriyor ki erkeklerin yaklaşık yüzde 58’inde, kadınların ise yaklaşık yüzde 47’sinde nomofobi var. Amerika’da ise durum daha da beter. Kişilerin yaklaşık yüzde 66’sı nomofobiden muzdarip. Acaba bizim ülkemizde durum ne? Amerika’da yapılan araştırmaya katılanlardan yüzde 65’i yani neredeyse 3 kişiden 2’si geceleri cep telefonlarıyla beraber uyuduklarını itiraf ediyor. Yaklaşık yüzde 34’ü ise partnerleri ile cinsel yakınlık sırasında cep telefonu çalarsa açacaklarını itiraf ediyor. Araştırmada her beş kişiden biri ise bir hafta boyunca telefonsuz kalmaktansa işe ayakkabısız yürüyerek gitmeyi tercih edeceklerini söylüyor. Kucaklaşma hormonu olarak da bilinen oksitosin. Aşk, sevgi, güven ve bağlılıkla ilişkilendiriyoruz ve oksitosin hormonu sarıldığımızda doğal olarak salgılanır. Yani kendini kötü mü hissediyorsun? Hemen git birine ya da bir şeye sarıl. Yani sevgilin olur. Anne baban olur, kedin köpeğin olur. Birine sarıl göreceksin ki kendini daha iyi ve daha güvende hissetmeye başlıyorsun. Âşık olduğumuzda da yoğun miktarda oksitosin hormonu salgılarız. Ama oksitosin hormonunu en yüksek düzeyde salgıladığımız anlardan bir tanesi doğum anıdır. Belki de o yüzden o sürekli ağlayan, uyumak nedir bilmeyen ve sürekli bir şeyler talep eden minik şeye görür görmez âşık oluyoruz. Bütün zahmetine rağmen ona bakmaya devam ediyoruz. Oksitosini en çok bloke eden durumlar ise stres, çocukluk travmaları, duygusal ihmal ya da taciz gibi durumlar. Oksitosin seviyesi daha düşük olan kişilerin aldatmaya daha meyilli oldukları görülüyor. 2012 yılında yapılan ve Journal of Neuroscience yayınlanan bir araştırmaya göre burunlarından sprey ile oksitosin seviyesi yükseltilen erkeklerin aldatmaya daha az meyilli oldukları görülmüş. Alışveriş listesini hemen ekleyelim. Oksitosin spreyi alınacak. Efenḋim sabahları daha ahlaklıyız gibi gözüküyor. Yapılan bir çalışmada kişilerin yorgun olduklarında daha fazla öz denetim sahibi olduklarını ve yalan söylemeye ve hile yapmaya daha fazla meyillendiklerini gösteriyor. 2013 yılında yapılan bir çalışmada deneklere verilen görevlerde deneklerin öğleden sonra verilen görevlerde daha fazla etik dışı davrandıkları görülmüş. Bazı araştırmacılar bunu azalan kan şekerine ve sirkadiyen ritmimize bağlıyorlar. Görünen o ki enerjimiz düştükçe kendimizi daha yorgun hissetmeye başlıyoruz. Daha yorgun hissettikçe ise yalana dolana, yani daha kibar bir ifadeyle etik dışı davranmaya biraz daha fazla meyilleniyoruz. Eğer bu videoyu sonuna kadar izlediysen muhtemelen psikoloji bilimi senin de ilgini çekiyor. Kanalımızın daha fazla sayıda kişiye ulaşmasını ve daha da gelişmesini istiyorsan, altta yorum yapmayı, abone olmayı ve sosyal medya hesaplarında videolarımızı paylaşmayı unutma. Yeni videolarla görüşmek üzere hoşça kal.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir