BAŞKALARININ NE DEDİĞİNİ TAKMAMAK – İnsanların Ne Dediğini Umursamamak

Süper bir gücünüz olsaydı bu hangisi olsun isterdiniz? Aklınıza gelen ilk cevaplardan bir tanesi. Başkalarının zihinlerini okumak ne düşündüğünü görebilmek mi olurdu? Herhangi bir fotoğrafı paylaşmadan önce dakikalarca üzerinde çalışıp filtrelemekle mi uğraşıyorsunuz?

Yeni bir insanla tanıştığınız da acaba benim hakkımda ne düşünüyor diye fazlasıyla endişeleniyor musunuz? Her yaptığım iş hatasız olmalı. Mükemmel olmalıyım mı diyorsunuz? Akşamları yatmadan önce bütün evi tertemiz yapmalıyım. Gecem mece ölürsem arkamdan ne pis insanmış demesinler mi diyorsunuz? O zaman bu videoyu kesinlikle izlemelisiniz.

Efendim, insanoğlu olarak kendini başkalarında var eden, var olmak, anlamlı hissedebilmek için diğerlerine ihtiyaç duyan canlılarız. Öte yandan bu DNA’larımız da var. Bizler bir grubun parçası olmaya ve onlardan onay almaya ihtiyaç duyuyoruz. Bundan yüzbinlerce yıl önce yaşamış atalarımızın doğada hayatta kalabilmeleri için bir gruba dahil olmaları hayatlarını kolaylaştırıyordu. Sürüden ayrılanı kurt koparmış ancak bu gruba dahil olma, onay alma ihtiyacı şiddetini arttırdığın da kararlarımızı eylemlerimizi belirleyen ana unsur olmaya başladığında yani kabaca eller ne der diye yaşamaya başladığımızda işler biraz kötüye doğru gidiyor ve bizler kendimizi stresli hissetmeye başlıyoruz. Bir nevi hayatımızın ipleri ellerimizden kayar ve hayatımızın ipleri o ellerin ellerine geçer ve bizler o ellerin olası beklentileri ve olası yorumları üzerine yaşamaya başlarız.

Yani hayat kalitemiz düşer. Herkes beni sevsin, mükemmel olayım. Herkes benim hakkımda güzel konuşsun. En güzel ev, en temiz ev, en güzel yemekler, en güzel araba, en güzel kariyer benimkisi olsun derken başkalarının beğenisi ve başkalarının onayı peşinde ömrümüzü tüketiriz. Ne demişler Leo Tzu? “Başkalarının ne dediğine önem verirseniz her zaman onların tutsağı olursunuz”.

Peki bunu değiştirmek için neler yapabiliriz? Şimdi gelin bunları konuşalım. İlk adım her zamanki gibi. Fark etmek çoğu zaman aslında çok da istemediğimiz, bizim için gerçekte bir anlam ifade etmeyen eylemlere vaktimizi ve enerjimizi harcıyoruz. Ancak bunun farkında bile değiliz. Şimdi size bunu fark etmenizi kolaylaştıracak birkaç soru soracağım. Lütfen bu soruları dikkatlice dinleyin ve üzerine düşünün. Hatta bence bu soruları yazın ve üzerine uzun uzun düşünün. Önce bir soralım kendimize. Ben gerçekten ne istiyorum? Ve istediğim şeyleri yapıyor muyum? İstediğim bu şeyler ya da istediğimiz zannettiğim şeyler gerçekten benim istediğim şeyler mi? Yoksa annemin, babamın, ellerin, sosyal medyanın ya da popüler kültürün dayattığı şeyler mi? Ben gerçekte kimim? Hayatta benim için en önemli unsurlar neler? Değerlerim neler? Ve kendi öz değerlerim ile yapıp ettiklerim ne kadar birbiriyle örtüşüyor?

Ve en önemli sorulardan bir tanesi başkalarının ne diyeceğini ya da ne dediğini düşünmeseydim,

neyin peşinden gider ve bundan gerçekten zevk alırdım? Aslında kendi öz değerlerinizi fark edebilmek ve şu andaki hayatınızın bu değerlerle ne kadar uyumlu olduğunu görebilmeniz için güzel bir egzersiz yaptırdığım bir video var. Kendini Geliştirme Dersleri başlıklı oynatma listemde ikinci ders olacak zannediyorum doğru hedefler nasıl belirlenir? Smart hedefler ikinci ders başlıklı videoma tıklarsanız bu egzersizi yapabilirsiniz. Mükemmeliyetçiliğin altında da çoğu zaman başkaları ne düşünür kaygısı yatar. Brené Brown “Kusursuzluğun Hediyeleri” adlı kitabında şöyle der; Sağlıklı çaba öz odaklıdır. Ben odaklıdır. Çabalarını altında nasıl kendimi geliştirebilirim? Sorusu yatar. Mükemmeliyetçilik ise diğerleri odaklıdır. Çabaların altında yatan soru ne düşüneceklerdir? O zaman herhangi bir eyleminizin ardından kendinize sorun. Beni bu eylem için motive eden, harekete geçiren şey hangisi? Kendimi nasıl geliştirebilirim mi? Yoksa sadece diğerleri ne düşünür mü? Kendi kendime şu soruyu sor, diğerleri ne der? Diye yaşamazsam en kötü ne olur? En kötü senaryo nedir? Bu senaryoyu canlandıralım, diğerleri ne der diye yaşamazsam ne olur, ne olur, en kötü ne olabilir? Beni eleştirirler beni yargılarlar. Peki tekrar şu soruyu sor. Seni eleştirirlerse ne olur seni yargılarlarsa ne olur? Kendimi kötü hissederim. Kendini kötü hissedersen ne olur? Üzülürüm ama bir süre sonra buna alışırım ve yaşamaya devam ederim. Aynen öyle. En kötü ne olabilir ki? Gerçekten de en kötü senaryo düşündüğüm kadar kötü mü? Ayrıca bu sorulara verdiğin cevapların ne kadar gerçekçi olduğunu da sına. Yani mantık açısından bir kontrol et. Diyelim ki geç kalmama takıntın var. Eller ne der diye sürekli hep randevuları erken gidersin. Asla geç kalmasın. Herhangi bir geç kalma ihtimali olduğunda da kendini yer bitirirsin. Peki diyelim ki geç kalma durumu yaşadın? Bu durumda kendi kendine sor. Geç kalsam en kötü ne olur? İnsanlar benim hakkımda sorumsuz olduğumu düşünürler diye bir cevap verdin diyelim ki.

Peki bu cevap sence ne kadar gerçekçi? Bunun gerçekçiliğini bir sorgula. Yani sadece bir kere geç kaldığında eğer bu senin için bir alışkanlık değilse genelde hep zamanında gidip sadece bir kere ya da iki kere geç kaldıysan. İnsanlar gerçekten de senin hakkında sorumsuz olduğunu mu düşünürler? Yoksa herhangi bir aksilik yaşadığını, bir problem çıktığını mı düşünürler? Sence hangisi daha gerçekçi? Victor Hugo’nun çok sevdiğim bir sözü zannederim bir başka videoda da bahsetmiştim. Sert olma, kırılırsın yumuşak olma ezilirsiniz. Biraz esnek olmak gerekiyor. Dolayısıyla biraz hata yapmaya izin verin. Hatta özellikle belki minik minik hatalar yapın. Göreceksiniz ki insanlar sizi sizin kendinizi yargıladığınız kadar çok yargılamıyorlar. Ben de değersiz, hisseden bir çocuktum küçüklüğümde ve özellikle ilk gençlik yıllarımda. Bunun da etkisiyle çok işkolik ve mükemmeliyetçi bir yapım vardı. Sonrasında gördüm ki gerçekten yaşım ilerledikçe, deneyimim arttıkça, tecrübem arttıkça, hatalar da yapsam aslında insanlar hala beni sevmeye devam ediyorlar ve onlar hatalarımı benim eleştirdiğim kadar sert bir şekilde eleştirmiyorlar ve hatta daha fazla anlayışlılar şaşırtıcı derecede daha benden hatalarımı daha fazla anlayışla yaklaşıyorlar. Bunu fark etmek çok büyük bir rahatlık, inanın bana. Siz de biraz esnemeye başladığınızda, yani biraz eller ne der diye düşünmeyip biraz özellikle belki de hata yapmaya başladığınızda göreceksiniz ki aslında düşündüğünüz kadar kötüye gitmiyor her şey. Tabii ki bu demek değildir ki. Efendim hiçbir şey yapmayalım. Hata üstüne hata yapalım. Salalım kendimizi ohhh bize ne eller ne derse desin asla bu uçları kastetmiyorum. Ben dengede olmayı kastediyorum. Yani evet, elimizden geleni, bize yakışanı yapalım. Ancak bunları yaparken kendimizi de ezip geçmeyelim. Eğer siz kendinizi olduğunuz halinizle bilirseniz, tanırsınız ve severseniz kendi kendinize şefkat gösterirseniz, diğerlerinin ne dediğini artık eskisi kadar çok düşünmemeye başlıyorsunuz çünkü kendinize

biçtiğiniz değer onlardan bağımsız bir hal almaya başlıyor. Bununla ilgili olarak öz şefkat çalışmaları yani kendinizle barışma, kendinizi sevmekle ilgili olarak öz şefkat çalışmaları işinize yarayabilir. Bununla ilgili kanalım da güzel bir meditasyon çalışmam var. Benim de ara ara kendimi uyguladığım ve çok sevdiğim bir meditasyon çalışması. Oraya hem şuradaki linke tıklayarak ulaşabilirsiniz. Hem de açıklama kısmındaki linke tıklayarak. Öz şefkat meditasyonu ile kendinle barış çalışmamızı gerçekleştirebilirsiniz. İnsanlar başkalarının onlar hakkında ne kadar az düşündüğünü bilselerdi, diğerlerinin kendileriyle ilgili ne düşündüğünü daha az önemserlerdi. Evet, bu aynen böyle. Çünkü herkesin merkezinde öncelikli olarak ve doğal olarak kendisi var. Herkes kendi güvensizlikleri ile uğraşıyor. Yani merak etmeyin insanlar sizi zannettiğiniz kadar fazla düşünmüyorlar. Yargılanıyorlar. Bunu yapsalar bile 10 dakika sonra unutuyorlar. Herkes önce kendi güvensizlikleri ile uğraşıyor demiştik ya. Diyelim ki yeni birisiyle tanıştınız ve sizin hakkınızda ne düşündüğü ile ilgili bir endişeniz var. Merak etmeyin büyük bir olasılıkla aynı endişe onda da var. Herkes seni sevemez, bunu kabul et. Bazı insanlar seni sevecek. Bazı insanlar senden nefret edecek. Bazıları seni yargılayacaklar. Bazıları seni umursamayacaklar. Ve inan bana bunların hiçbiri seninle ilgili olmayacak. Çünkü herkes kendi algı penceresinden geçmiş tecrübeleri, beklentileri, ihtiyaçları ve yaraları doğrultusunda seni değerlendirecekler. Ve inan bana bu çoğu zaman senden bağımsız olacak. Bu kanalı izleyenlerden bazıları belki ablasına ya da çocuğuna benzettiği için beni çok sevecek. Bazıları belki eski kız arkadaşlarını anımsattığım için benden nefret edecek. Bazıları belki değindiğim konular onlarda bir yüzleştirme yaşattığı için ya da bir yarasına dokunduğu için benden nefret edecek. Ama bunların hiçbiri benimle alakalı ya da benim yapıp ettiklerimle alakalı olmayacak.

Yani diğer insanların ne düşündüğü, senin kim olduğundan ya da ne yaptığından çok aslında onların kim olduğu ve neye ihtiyaçları olduğu ya da geçmişte neler yaşadığı ile ilgili. Bu yüzden aslında her birimiz birbirimizin aynasıyız birinin diğeri hakkındaki görüşü o diğerinden çok kendini yansıtır. Herkesi memnun edemezsin. Kaldı ki böyle bir zorunluluğunda yok. Öte yandan belki de diğer insanların beklentileri zannettiğin gibi değil. Yani sen onların senden böyle şeyler yapmanı beklediklerini zannediyorsun ama belki de onların böyle beklentileri bile yok. Sen olduğun halinle yapıp ettiklerinle değerlisin artılarınla, eksilerinle, hatanla, sevabınla bu halinle de değerlisin ve seni dışarılarda bir yerlerde bu halinle artılarınla eksilerinle kabul edebilecek insanlar var. Bırak bu insanlar seninle beraber yürüsünler. Diğerleri için vakit harcama. Yine yazar Brown, gerçek aidiyet ancak özgün, kendimize özgü, kusurlu benliklerimizi sunduğumuz da gerçekleşir diyor. Şimdi bu anlattıklarından yola çıkarak bazılarınızın akla şu gelebilir. Ne yani kişinin hataları varsa ve diğerleri de bu hataları ona söylüyorsa, geri bildirim veriyorsa, bu hataları ile ilgili kişi bunu önemsemesin mi? Ben olduğum haliyle değerliyim. Kendimi değiştiremem mi? desin. Tabii ki bunu kastetmiyorum. Yine dediğim gibi hiçbir zaman söylediklerimi lütfen uçlarda algılamayın. Elbette ki diğerlerini rahatsız eden bir durum varsa ve bununla ilgili bir geri bildirim verdilerse kişiye. Kişi tabii ki bunu dinleyecek ve akıl süzgecinden geçirecek ve eğer gerekli görüyorsa tabii ki değişmek ve gelişmek için çaba harcayacak. Ancak burada karar mercii yine kişinin kendisi olacak. Diğerleri sizi düşündüğünüz kadar sert yargılanmıyor dedik ama özellikle son yıllarda sosyal medyada insanların paylaşımlarının altına küfür, hakaret, negatif birtakım kelimeler içeren yorumlar yazan insanları görebiliyoruz. Bu insanlar o kadar ileri gidebiliyorlar ki, küçücük çocukların dahi paylaşımlarının altına son derece hakaret eden, aşağılayan yorumlar yazabiliyorlar.

Bu tarz insanları gördüğünüzde lütfen enerjinizi ve değerli vaktinizi bunları düşünerek harcamayın. Şöyle düşünün. Unutmayın ne demiştik? Diğer insanların ne düşündüğü sizden çok onların kendi yaraları ile kendi geçmişleriyle, kendi karşılanmamış ihtiyaçları ile ilgilidir. Düşünsenize kim bilir ne kadar kötü bir hayatları var ki, hiç tanımadıkları insanların paylaşımlarını izleyip onların altına çeşitli yorumlar yazmakla vakitlerini harcıyorlar. Buna vakit ayırabiliyorlar ve kim bilir ne yaşadılar da bu hale geldiler? Belki onlara da şu anda sözel ya da fiziksel şiddet uygulayan birileri var. Belki de hayatları onlara göre berbat gidiyor ve hiçbir şeyden keyif almıyorlar. Kendileri de dahil hiç kimseyi sevmiyorlar. Bu durumda bu gibi insanları gördüğümüzde onlara öfkelenmek yerine aslında onlar için üzülebiliriz. Son olarak diğerlerinin ne dediğine ve onayına olan ihtiyacımızın temelinde geçmiş travmatik bir deneyim olabilir. Dolayısıyla bu konuda bir uzmanla çalışmak çok faydalı olabilir. Eğer bu konuyu kendi kendinize aşamıyorsanız, lütfen bir uzmandan destek almaktan çekinmeyin. Uzman derken kimi kastettiğimi biliyorsunuz. Klinik psikoloji alanında yüksek lisans eğitimi almış, psikoloji bölümünden mezun ve alanıyla ilgili terapi, süper vizyonlu terapi eğitimleri almış. Yani terapi eğitimi derken sadece eğitime gitmiş. Almış gelmiş, sertifikasını koymuş oraya değil. Süper vizyonlu ve belli saat uygulama deneyimine sahip tecrübeli insanlardan destek alın. Efendim bir videomuzun sonuna geldik. Kapatmadan önce size son sözün son diyeceğim şey lütfen eğer videoyu beğendiyseniz kanala abone olun. Beğen tuşuna basın ve alta yorum yaparak bize destek verin.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir