ÇOCUKLARINIZA SÖYLEMEMENİZ GEREKEN 5 ŞEY – Çocuklarla İletişimde Yapılan Hatalar

Anne babalık stilinizin sizden sonraki en az 3 nesli etkileyebileceğini biliyor musunuz? Yani çocuğunuz onun çocuğu ve onun çocuğu. Nesiller süren bir soruna yol açmamak için bazı cümlelerden ve bazı yaklaşımlardan özellikle kaçınmak gerekiyor. Bu sözlerin bir kısmını belki çocuğunuzu korumak ya da eğitmek amacıyla iyi niyetle sarf ediyor olabilirsiniz. Ancak farkında olmadan aslında çocuğunuza hiç de istemeyeceğiniz bazı mesajlar gönderiyorsunuz. Sizin ona davranış biçiminiz çocuğunuzun kendisine davranışını etkileyecek yani kendisiyle olan ilişkisini etkileyecek. En basitinden Hani o sürekli içimizde bizi yargılayan acımasız bir iç ses var ya, işte o iç ses; Annenizin, babanızın, öğretmenimizin ya da bir şekilde çocukluğunuzda otorite figürü olan kişilerin eseri. Eğer o sese benzer bir sesin, o rahatsız edici sesin çocuklarınızda hatta torunlarınızda da olmamasını istiyorsanız o zaman bu videoyu dikkatle izleyin. Aslında çocuk doğduğu andan itibaren sizin sözleriniz de sizin, davranışlarınız da sizin ona yaklaşımınız da şu 5 sorunun cevabını arar ve eğer biraz sonra sayacağım bu 5 sorunun cevabını kaliteli bir biçimde alırsa, işte o zaman özgüvenli kendini de seven, başkalarına da değer veren sağlıklı bir birey olur. Bu arada bu konuyu geçtiğimiz günlerde vefat eden çok değerli hocamız, ustamız, üstadımız Doğan Cüceloğlu çok güzel anlatır kitaplarında ve seminerlerinde. Buradan bu vesileyle bir kere daha onu saygıyla, sevgiyle anmış olalım. Çocuklarınızın sizinle kurdukları iletişimde cevap aradıkları en temel sorulardan bir tanesi şu ben var mıyım? Beni kale alıyorlar mı? Aslında bu soruya sağlıklı bir şekilde cevap verebilmek için mesela çocuğunuzu dinlerken onun gözüne bakmak, onunla göz kontağı kurmak, onun sözünü kesmemek, çeşitli konularda karar verirken ona da fikrini sormak. Mesela odasına girerken kapısını çalmak, konuşmak istediğinde onu başından savmamak, onunla beraber kaliteli vakitler geçirmek, çocuğumuza sen varsın seni kale alıyorum demenin en etkili yollarından bazılarıdır.

Çocuklarınızla olan iletişimde onların cevap aradığı ve ilerideki yaşamlarında kendilerini ve diğer insanları nasıl gördüklerine etkileyecek. İkinci temel soru Ben değerli miyim? Sorusu. Bu arada bu soruları sadece çocuklar değil, aslında yetişkinler de her gün, her an bu soruların cevabını arıyoruz. Ve bu sorulara sağlıklı yanıtlar aldığımız zaman kendimizi daha iyi hissediyoruz. İkinci sorumuz Ben değerli miyim? Sorusu demiştik. Bir insan kendisini kendinden daha büyük bir bütünün parçası olarak gördüğü zaman yeri doldurulamaz vazgeçilmez, eşsiz olarak gördüğü zaman kendisini değerli hisseder. Peki bu mesajı çocuklara nasıl verebiliriz? Mesela çok basit. İlla bunu sen değerlisin şeklinde söylememize bile gerek yok. Örneğin aile çocuk gelmeden yemeye başlamadıysa, bu durumda aslında ona sen değerlisin mesajı göndermiş oluyor. Ya da bir öğretmeni düşünelim. O gün için sınıfa gelmeyen çocuğunu akşam arayıp. Merhaba Ali! Neden bugün gelmedin? Bugün seni çok özledik arkadaşlarınla nasılsın? Dediğinde aslında o çocuğa sen değerlisin mesajını çok güzel bir şekilde göndermiş oluyor. Cevabını aradığımız üçüncü soru. Ben yeterli miyim? Ben güçlü müyüm? Çocuk kendisini güçlü, yeterli ve güvenilir olarak hissetmek ister. Örneğin size yardım etmek istediğinde aman dur yapamazsın ama kendine zarar verirsin deyip onu engellediniz de. Aslında ona alttan alta sen yetersizsin, sen beceremezsin mesajı göndermiş oluyoruz. Çocuklarımızın zaman zaman çeşitli zorluklarla karşılaşmasına çeşitli hatalar yapmasına fırsat tanımamız gerekiyor. Aslında bunları bir öğrenme fırsatı olarak görmeliyiz. Çocuk hata yaptıktan sonra onunla karşılıklı olarak neden böyle oldu? Bunun olası sebepleri neler? Bir de böyle olmaması adına sence neler yapabiliriz gibi onunla konuşabilirsiniz. Böylelikle hataları nasıl değerlendirmesi gerektiğine dair de sağlıklı bir izlenim oluşturmuş olacak.

Dördüncü soru olduğum gibi kabul ediliyor muyum? Yoksa bende bir tuhaflık mı var? Doğan Cüceloğlu hocamız derdi ki; eğer bir anne baba eve geldiğinde çocuğunu gördüğünde ona gülümseyip gel bakayım oğlum gel bakayım kızım çok özledim seni. Ne güzel gülüşün var diyerek ona sarılıyorsa ona özlediğini söylüyorsa çocuğuna seni olduğun halinle kabul ediyorum. Sen olduğun halinle sevilmeyi hak ediyorsun mesajı göndermiş oluyor. Fakat tam tersine bunun yerine çocuğu gördüğümüzde ne biçim giyinmişsin sen öyle, o saç ne? Çapulcu gibi gözüküyorsun. Doğru düzgün yürü dediğimizde çocuğumuza seni olduğun halinle kabul etmiyorum olduğunu halinle sevilmeyi ve kabul edilmeyi hak etmiyorsun mesajı göndermiş oluyoruz. Çocuklarımızın bizimle olan iletişimlerin de bizim cümlelerimizde bizim onlara olan davranışlarımızda aradıkları, cevap aradıkları bir diğer soru. Ben seviliyor muyum? Sorusudur. Şimdi şöyle düşünebilirsiniz. Adam tabii ki çocuğa sevildiğini hissettiriyorum. Ona sürekli seni seviyorum diyorum diyorsunuz ama acaba davranışlarınızla da bunu destekliyor musunuz? Mesela çocuğunuza yeterince ve kaliteli vakit ayırıyor musunuz? Çocuğunuz sizinle konuştuğu zaman onu dinliyor musunuz? Dinlerken gözüne bakıyor musunuz? En baştaki maddede de söylediğim gibi ilgilendiğiniz beden dilinizle de ses tonunuzla da ona gösteriyor musunuz? Bunlar çok önemli ve çok ince noktalar. Ve hayattaki aslında çoğu çok çok şeyden çok daha öncelikli noktalar. Bu yüzden çocuklarımıza yeterince vakit ayırmak ve onlara değerli olduğunu hissettirmek zorundayız. Eğer çocuğumuz varsa, eğer çocuk yaptıysak o zaman hakkını verecek şekilde de onlarla ilgilenmek zorundayız. Gelelim çocuklarımızı yetiştirirken kaçınmamız gereken zehirli cümlelerden 5 tanesine. Efendim bir sürü cümle var ama ben 5 tanesini seçtim bu video için. Birinci cümlemiz “Dur sen yapamazsın, ben yapayım” Hem bir cümle olarak hem de bir yaklaşım olarak düşünün bunu. Az önce de bahsettiğim gibi çocuk kendini güçlü ve yeterli hissetmek ister. Bir şekilde siz onun yerine onun yapması gereken işleri yaptığınızda karşısına çıkan her zorluğu onun yerine çözdünüz de onu korumak, kollamak isterken, aşırıya kaçtığınızda bu durumda aslında ona zarar vermiş oluyorsunuz.

Çünkü dur sen yapamazsın, ben yapayım dediğimde çocuğun bilinçaltına gönderdiği mesaj “Sen yapamazsın, sen yeterli değilsin, sen beceriksizsin” mesajıdır. Aslında niyetiniz hiç de bu değil, değil mi? Kim böyle bir mesajı çocuğuna göndermek ister ki? Ama farkında olmadan gönderdiğimiz mesaj bu. Eğitimci bir yazar. Çok güzel bir söz söyler.

Derki Bir çocuğa yapılabilecek en büyük kötülük onu çok sevmektir. Şimdi diyeceksiniz ki bu sevginin nesi kötü? Aslında bunu şöyle düşünün. Cehenneme giden yollar iyi niyet taşlarıyla örülüdür derler değil mi? Siz de çocuğunuzu çok seviyorsunuz, ona zarar gelsin istemiyorsunuz. Bu yüzden de onun hiçbir zorlukla karşılaşmamasını hiç acı çekmemesi istiyorsunuz. Bundan kaynaklı da karşısına çıkan zorlukları hemen yok ediyorsunuz. Ya da herhangi bir problem olduğunda onun yerine bunu çözmeye çalışıyorsunuz. İşte bunu yaptığınızda aslında çocuğunuza çok çok büyük bir zarar vermiş oluyorsunuz. Dışarıdan bakıldığında ne kadar da şanslı bir çocuk derler değil mi? Annesi, babası onu böyle bir fanusun içerisinde büyütmüş. Hiçbir zorlukla karşılaşmamış. Her şey çok iyi gidiyor. Aslında pek de şanslı bir çocuk değil bu. Hatta diyebilirim ki annesiz babasız büyümüş ya da hayatında çeşitli zorluklarla karşılaşmış. Çoğu çocuk ileride ondan daha başarılı ve mutlu olacaklar. Sevgili anne babalar, gelişmek için her birimiz çocuğumuz dahil bir miktar zorluk çekmek durumundayız. Bırakın çocuğunuz karşılaştığı problemleri, kendisi kendi becerileriyle kendi yeteneği ile çözmeye çalışsın. Eğer çözebilir ise yaşayacağı hazzı ve özgüven duygusunu düşünün. Siz her seferinde onun yerine o problemleri çözerek o gelişme fırsatını, o öz güven duygusu ve başarma hazzını elinden almış oluyorsunuz ve bağımlı bir kişilik yetiştirmiş oluyorsunuz. Artık ileride her zorluk yaşadığında dışsal faktörlerin ya da dışarıdaki herhangi bir kişinin ona yardım etmesini bekleyecek. Anne babalar olarak bizim görevimiz hiç zorluk yaşamamış, hiç sıkıntı çekmemiş çocuklar yetiştirmek değil. Aksine sıkıntılarla ve zorluklarla dolu bir dünyada kendi kendine yetebilen, kendi ayakları üzerinde durabilen, özgüvenli bireyler yetiştirmek durumundayız. İkinci zehirli cümlemizi böyle yaparsan bir daha seni sevmem. Böyle yaparsan giderim.

Çocuğunuzu asla, asla ve asla kendi yoklunuzla ya da sevginizi çekmekle tehdit etmeyin. Tabii ilerde kaygı bozukluğu yaşayan ve bağımlı kişilik yetiştirmek istemiyorsanız.

Ayrıca bu sözler korkunç düşünsenize. Yani yaşayacağı korkuyu düşünün. Annem ya da babam bir daha beni sevmeyecek. Annem ya da babam benim yüzümden gidecek. Çok kötü üçüncü örnek cümlemiz. Bunda korkulacak bir şey yok. Bunda üzülecek bir şey yok. Bunda ağlayacak bir şey yok gibi. Çocuğun duygularını yadsıyan, inkar eden ya da küçümseyen cümle kalıpları. Diyelim ki çocuğunuzu. Dişçiyi götürdünüz ve size çok korktuğunu söyledi. Ona bakıp saçmalama ya korkacak bir şey yok. Hissetmeyeceksin bile. Dediğinizde onu sakinleştirdiğinizi zannediyorsunuz. Aslında çocuğunuza gönderdiğiniz mesaj şu şu anda hissettiğin ve bana söylemiş olduğum duygular çok aptalca ve çok yanlış. Ben sana nasıl hissetmem gerektiğini söyleyeceğim ve eğer benim söylediğimin dışında bir duygu hissediyorsan sende bir bozukluk var demektir. Aslında alttan alta çocuğumuza gönderdiğimiz mesaj bu. Çocuklarda tıpkı yetişkinler gibi duyguları hissederler ve bir şekilde biz onlara bunları hissetmemesi gerektiğini ya da aslında hissetmediğini söylediğimizde bu onları sakinleştirmez. Aksine onları bir çıkmaza sokar, kafalarını karıştırır ve kendilerini yalnız hissederler. Çünkü kimsenin onları anlamadığını düşünürler. Çünkü gerçekten de o çocuk o sırada o duyguyu hissediyordur ve çok sağlıklı bir şekilde onu bizimle paylaşıyordur o duyguyu tanımayarak. Peki bu durumda yapmamız gereken şey ne? Yani yapılmaması gerekeni söyledik de biraz da yapılması gerekenle ilgili de ipucu verelim. Bu durumda yapılması gereken şey çocuğun duygusunu kabul etmek, dinlemek. Yani onu bu yüzden yargılamak ya da inkar etmemek o duyguyu. Diyelim ki diş hekimine gittik. Çocuk o korktuğunu söylüyor. Saçmalama korkulmaz demek yerine. Anlıyorum tatlım. Evet, korkuyorsun. Bazı yetişkinler bile diş hekimine geldiklerinde korku yaşayabiliyorlar gibi o duyguyu kabul ettiğinizi dinlediğinizi anladığınızı gösterdikten sonra ardından belki rahatlatıcı bir şeyler söyleyebilirsiniz. Çünkü aksi takdirde inkar ettiğinizde o duyguyu küçümsediğinizde çocuğunuzun duygularını fark edebilme, bu duyguları doğru tanımlayabilme ve yargılamadan bu duyguları olduğu gibi kabul edebilme becerisine sekte vurmuş oluyorsunuz. Ki bu saydığım 3 beceri duygusal zekanın çok çok önemli bileşenlerindendir. Dördüncü cümlemiz. “Yapabilseydin şaşardım zaten” ileride çocuğunuz her başarısızlık yaşadığında aynen bu tonda. İçinden bir ses bunu söyleyecek ona. “Yapabilseydi şaşardım zaten, Başarabilseydi şaşardım zaten, işe yaramazın tekisin sen, senden bir cacık olmaz” Beşinci olarak son nokta. Aslında bunu beni izleyen hiçbir anne babanın söylediğini zannetmiyorum. Çünkü bizim güzel bir kitlemiz var ama yine de belki olur ya. Arada söyleyenler vardır. “Aptalsın şişkosun, tembelsin gibi çocuğu etiketleyen daha doğrusu negatif olarak etiketleyen kalıplar yine asla ve asla söylenmemesi gereken zehirli cümlelerden. Sizin söylediğiniz her cümle belki bir sinir anında söylediniz. Belki bir anlık öfkeyle söylediniz ancak çocuğunuzun hayatında bir ömür sürecek yaralar açmış oluyorsunuz. Özellikle bunu sürekli yapıyorsanız. Çocuğunuza eğer böyle sözler söylüyorsanız bu çocuk istismarıdır. Çocuğa sözel şiddet uygulamaktır. Eğer bir şekilde ara sıra bile olsa bu sözleri çocuğunuza sarf ediyorsanız lütfen ama lütfen çocuğunuza sözel şiddet uygulamayı bırakın. Kişisel gelişim ve psikoloji konuları eğer ilginizi çekiyorsa kanalımıza abone olarak ve bildirim ziline açarak yeni yüklediğimiz videolardan haberdar olabilirsiniz. Her hafta 2 yeni kişisel gelişim ve psikoloji videosuyla sizlerle beraber oluyoruz. Kendinize iyi bakın. Yorum yaparak ve sosyal medya hesaplarınız da bizleri paylaşarak büyümemize katkıda bulunursanız seviniriz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir