KENDİNİ YARGILIYOR MUSUN? İÇ SESİN NE DİYOR? | KENDİNİ YARGILAMAK | ETİKETLEME ÇALIŞMASI

Her birimizin içinde zaman zaman bizi yargılayalım. Zaman zaman bizi uyaran, zaman zaman bize direktif veren, zaman zaman da bizi destekleyen bir ses var. Bu sese iç ses diyoruz. İç ses bizim kendi kendimize yaptığımız konuşmalar. Bu iç ses bazen bize ne kadar aptalsın? Beceriksizsin, yetersizsin, yapamazsın diye yerden yere vururken, bazen de aman ha dikkatli ol. Sakın onu yapma, sakın bunu yapma. Böyle yaparsan şöyle olur gibi uyarılar verir. Nadiren de Aferim sen bunu yaparsın. Sana güveniyorum. Aferin kızım, aferin oğlum der. Peki ama kimdir bu konuşan iç ses ve ne yapmak? Nereye varmak istemektedir?

Evet, bu iç ses bazen bizi destekliyor, bazen yargılıyor, bazen uyarılarda bulunuyor demiştik. Fakat yapılan çalışmalar gösteriyor ki çoğu insan da maalesef bu iç ses daha çok yargılama, eleştirme yönünde çalışıyor. Yani insanlar çoğu zaman kendilerine karşı diğer insanlara olduğundan daha acımasız davranıyorlar. Gerçekten de zaman zaman kendimizi çok acımasızca yargılarız eleştiririz. Hakikaten de kendimizi çok hoyrat davranırız. Peki içimizde konuşan kim? Demiştim ki bu sürekli bizi uyaran, bazen aşağılayan, bazen yargılayan, bazen de destekleyen kim? Aslında bu içimizde konuşan kişi annemiz.

Bazen babanız, bazen abiniz, ablanız, bazen okuldaki öğretmeniniz aslında bir şekilde çocukluğunuzda. Hayatınızda otorite olarak gördüğünüz kişiler bunlar. Onların sesleri.

Peki neden böyle konuşuyorlar? Neden konuşuyor olabilirler? Anneniz herhalde sizin kötülüğünü düşünmez. Doğru mu? Anne ne yapmaya çalışır? Anne çocuğunu korumaya çalışır. Dolayısıyla aslında içinizdeki bu ilk ses de sizi tehlikelerden korumaya çalışıyor. Kendince tehlikelerden korumaya çalıştığı için. Sizin incinmemeniz, hayatınızın riske girmemesi için.

Bunu kendi bildiği yoldan yapmaya çalışıyor. Bunu birazcık da açıklayayım isterseniz.

Şimdi bakın diğer videolarında da söylediğim gibi beyniniz sizi mutlu ya da mutsuz olmanızı ilgilenmez. Umurunda bile değil. Onun tek derdi var sizin canlılığınızı korumak. Sizi hayatta tutmak. Bu yüzden de bilinçaltımız, beynimiz bütün gün gelen tehditleri hesaplar ve herhangi bir tehdit algıladığını da herhangi bir olası tehdit algıladığı bizi korumak için devreye girer. Şimdi diyeceksiniz ki yahu ben günlük yaşantımda kaç kere yaşamsal tehdit ile karşılaşıyorum ki? Beynimiz sosyal tehditleri ve hayatı tehdit gibi algılar. Yani herhangi bir topluluk karşısında mesela küçük düşmek, kabullenilmemek, birilerinin sizin hakkınızda konuşması gibi unsurları da yaşamsal tehdit olarak algılar ve bununla ilgili sistemleri devreye sokar. Dolayısıyla böyle bir tehdit algıladığını da elinde var olan kayıtları kullanarak seni uyarmaya çalışır. Elinde var olan kayıtlar neler? Özellikle 0-6 yaş döneminde senin hayatında otorite olarak gördüğün insanların sana kullandığı cümlelerdir? Bunlar da annenin, babanın, ablanın, dedenin, babaannenin, öğretmeninin söylediği sözleri ana kaynak olarak kullanır ve bunları tekrar sana verir.

Çok sevdiğim bir hocam derdi ki annem sana nasıl davrandıysa? Sende kendine öyle davranırsın. Tabii burada sadece anneleri bundan sorumlu tutmayalım. Aslında bizim kendimize dair algımız çocukluğumuzda diğer insanların bize davranma biçimlerinden etkileniyor tabii ki. Burada da özellikle hayatımızda önemli gördüğümüz birtakım figürlerin bize davranış biçimlerine esas alıyoruz ki. Bir çocuğun sosyal çevresini düşündüğünüzde bu küçük bir çevredir ve bu çevredeki insanların ona davranış biçimleri ileride onun kendine davranma biçimini etkileyecek. Dolayısıyla eğer siz kendinizi çok fazla yargılayan bir insansınız. Bunun olası sebeplerinden bir tanesi özellikle çocukluk döneminizde diğer insanların size davranma biçimi olabilir. Peki iyi güzel de bu ses gelince ben ne yapmalıyım?

Sadede gel dediğinizi duyar gibiyim. Öncelikle ne demiştik? Bakın bu ses kötü niyetli değil. Yani amacı aslında kötü değil. Amacı kendince sizi tehlikelerden korumak. Dolayısıyla sizin düşmanınız değil. O yüzden onunla savaşmayın, onunla didişmeyin onu bastırmaya çalışmayın. Çünkü bunu yapamayacaksınız. Hayatta kalma güdüsü o kadar temel bir güdüdür ki sen ne kadar onu bastırmaya çalışırsan çalış, o daha da güçlenmiş şekilde tekrar ortaya çıkar. E napcaz o zaman! O zaman şunu yapacağız. Onu kabul edeceğiz, onu fark edeceğiz ve onu kabul edeceğiz. Bu ne demek? Yani onu kabul edeceğiz. Sen bana sen yetersizsin dediğinde evet ben yetersizim mi diyeceğiz? Hayır, bunu kastetmiyorum. Kabul etmek demek bu değil, kabul etmek demek. Onun orada olduğunu ve onun sadece bir düşünce olduğunu kabul etmek, asıl patronun ben olduğumu ve onun sadece bir düşünce olduğunu kabul etmek ve onunla arama bir mesafe koymak demek.

İşte bunu biraz açmak istiyorum. Yani dedim ki sen yetersiz misin? İçimdeki ses beni eleştiriyor, beni yargılıyor. Şimdi bu durumda kabul etmek demek ne demek? Ne yapmak gerekiyor? Birincisi farkındalığımı biraz yükseltmemiz gerekiyor. Bu düşünceleri fark edebilmem ve isimlendirebilmem için bunu nasıl yapacağım?

Bununla ilgili bir sürü teknik var. Mindfulness bunlardan bir tanesi aşağıya video linkini koyuyorum. O mindfulness videosunu izleyin ve uygulayın her gün. Bu bir. İkincisi bu düşünce zihnime geldiği zaman bunu fark etmem ve etiketlemem gerekiyor. Yani şunu yapmam gerekiyor. Şu anda zihnimde. Fark ediyorum ki zihnimde yetersiz olduğuma dair bir düşünce var. Yapmanız gereken bu etiketlemek. Şu anda fark ediyorum ki zihnimde yetersiz olduğuma dair bir düşünce var. Bu neyin işine yarayacak? İnan bana seni rahatlatacak. Neden biliyor musun? Çünkü bu senin onun sadece bir düşünce olduğunu, senin ondan daha güçlü olduğu anlamına yarayacak. Eğer bu düşünceyi senin gerçekliğinmiş gibi kabul etsen, yani ben yetersizim desen hissedeceğim duygu çok daha başka bir duygu mesela bir de ve ben yetersizim de bak ne hissediyorsun? Duygu olarak. Fakat bir de şunu yaptığımda şu anda fark ediyorum ki zihnimde yetersiz olduğuma dair bir düşünce var. Bakın bunu söylediğinizde hissedeceğiniz duygu çok daha farklı bir duygu. Bu ikisi arasındaki fark ne? İkisi arasındaki fark şu. Birinde ben özneyken, diğerinde gözlemleyen kişi konumuna düşüyorum. Düşünceyi fark etmek ve kabul etmek demek. O düşüncenin içerisinde boğulmamak, zihninin kontrolünün iplerini o düşüncenin eline vermemek demek. Unutma, sen düşüncelerin değilsin, olmadan daha fazla bir şeysin. Şöyle düşün. Yolda giden bir otobüs. Bu otobüsün şoförü sensin. Düşüncelerin ise bu otobüse inip binen yolcular. Seyahat sırasında yolcular konuşabilirler ancak otobüsün nereye gideceğine karar veremezler. Otobüsün nereye gideceğine karar verecek olan sensin. Çünkü direksiyonun başında olan sensin, işte bunu yapmana olanak sağlayan şey düşünceyi fark etmek, kabul etmek, etiketlemek. Bunun dışında başka ne yapmam gerekiyor? Fark ettim, kabul ettim. Zihnimde fark ediyorum ki şu an yetersiz olduğuma dair düşünceler var dedim ve düşüncelerle arama bir mesafe koydum. Kendi zihnimi adeta bir başkasının zihniymiş gibi dışarıdan objektif şekilde yargılamadan gözlemledim. Bir de şunu yapmam gerekiyor. Çok sevdiğiniz bir arkadaşınız sizin yanınıza gelse ve şöyle dese Allah kahretsin. Kendimden nefret ediyorum. Her şeyi mahvediyorum hiçbir şey yolunda gitmiyor dese, tam bir aptalım dese onu nasıl teselli edersiniz? Muhtemelen büyük bir çoğunluğumuz ona şefkat gösterirseniz bunun insani bir şey olduğunu, herkesin başına gelebileceğini, yanında olduğunuzu söylersiniz.

Bu durumda aynı şeyi neden kendinize yapmıyorsunuz? İkinci adımımız kendinize öz şefkat göstermek, öz şefkat göstermek, kendi kendini tüm hatalarıyla sevaplarıyla olduğu haliyle kabul etmek demek. Öz şefkat göstermek demek. Başıma gelen olayların, duyguların, düşüncelerin insani olduğunu, herkes de olabileceğini kabul etmek demek. Ve buna göre kendime yaklaşmak, kendimi desteklemek demek. Bu durumda kendi kendinizi, seni anlıyorum. Ama bu insani bir şey. Herkesin başına gelebilir. Herkes bu hataları yapabilir, insanız sonuçta diyebilmek demek yine öz şefkat göstermek. Ben senin yanındayım, her halimle olduğu gibi seni seviyorum diyebilmek. Bakın bunu kendi kendinize yapmaya başladığınızda, bir süre sonra o zihnimizdeki eleştirel iç sesin eskisi kadar sizi rahatsız etmediğini görmeye başlayacaksınız. Denemesi bedava yapın ve görün gerçekten etkili bir tekniktir. Bu arada ben böyle anlatıyorum ama etkililiği bilimsel olarak kanıtlanmış tekniklerden bir tanesidir. Yani benim kendi uydurdum bir şey değil. Araştırdığımızda öz şefkat farkındalık şeklinde araştırdığınız da bununla ilgili çok fazla sayıda yazının ve araştırmanın olduğunu göreceksiniz zaten. Yani sözün özü. Kendinize iyi davranın. Kendinizi yerden yere vurmayın, vurmamaya çalışın. İçinizdeki o ses vurduğunda da onu görün fark edip etiketleyin kabul edin ve sevin. Sevgiler.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir