PANİK ATAK | ANKSİYETE (KAYGI) | DEPRESYON | TAKINTI VE ENDİŞELERDEN KURTULMA YOLLARI

Kaygı ve panik nöbeti yaşayan sevgili arkadaşlar, zaman zaman korku dolu düşüncelerin esiri olan ve kendini çaresiz hissedenler. Öncelikle şunu belirtmeme izin verin, yalnız değilsiniz. Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine göre bugün neredeyse her dört kişiden biri hayatlarının bir döneminde bunu yaşıyorlar. Yani bu çok insani bir şey. Zaten korku, kaygı ya da üzüntü gibi duygular tek başlarına toksik ya da zararlı değildir. Zararlı olan şey ya da toksik olan şey bizim onlara verdiğimiz tepkidir. Bizim onlara yüklediğiniz anlamdır. Bizim bunları adeta öcü gibi görmememizdir. Oysa bunlar son derece doğal ve insani duygular ve neredeyse her insan bu duyguları zaman zaman çeşitli yoğunluklar da yaşıyor. Dolayısıyla evet bazen bu yoğunluğun şiddeti sizde biraz artıyor olabilir. Ancak yine de bu çok insani bir şey.

Merak etmeyin siz tırnak içinde deli değilsiniz ya da yine tırnak içinde delirmiyorsunuz.

Anksiyete, panik atak, panik bozukluk bunların her biri aslında farklı tanılardır. Ancak ortak noktaları her birinde yoğun şekilde kaygı ve bunaltı yaşanmasıdır. Dolayısıyla ben bu videoda genel olarak konuşacağım. Yani bu videoda söylediklerimi tüm bunlarda uygulayabilirsiniz. Hatta bunların yanı sıra takıntılı düşünceleriniz sizi bunaltan düşüncelerde de uygulayabilirsiniz. 20’li yaşlarının ortalarında önce ani bir şekilde babamı kaybetmem ve maalesef sonrasında da yaşadığım birtakım ağır stresli olaylar sonrası bende kaygı nöbetleri yaşadım ve bunun ne demek olduğunu inanın bana çok iyi biliyorum. Şunu bilmenizi istiyorum, bununla baş edebilirsiniz.

Ancak baş edebilmek için önce yüzleşmek gerekiyor. Genellikle kaygı, korku ya da üzüntü gibi düşüncelerden kaçarız, kaçınız bunun için hayatımızı kısıtlarız. Bize bu duyguları yaşatan yerlerden, kişilerden kaçarız. Halbuki burada yapmamız gereken şey kaçmaktan ziyade onlarla yüzleşmek ve yüzleştiğimizde kabul edip fark etmek. Peki bu nasıl olacak? Bunu anlatacağım merak etmeyin. Bu söylendiği kadar kolay bir şey değil, biliyorum. Ancak uygulanabilir bir şey. Şimdi şunu da belirtmeme izin verin lütfen. Bazen bunlarla tek başımıza baş edemeyebiliriz. Yani yeterli gelmeyebilir ki bu da çok normal, çok insani bir durum. Uzmanlar bunun için var. Dolayısıyla bir klinik psikolog ya da psikoterapi eğitimi almış bir psikiyatristten destek almak aslında işin en sağlıklı ve en kısa yoludur. Maalesef bazı kanallarda bazı Youtube kanallarında, önünde psikolog ünvanı olan bazı kişilerin bile psikiyatriste gitmeyin, benim dediğimi yapın yeter dediklerini görüyorum. Ben buna katılmıyorum. Eğer yardıma ihtiyacınız varsa tek başınıza baş edemiyorsanız. Tabii ki uzman güvenebileceğiniz terapi eğitimlerini almış bir kişiden yardım alabilirsiniz. Dolayısıyla bu video ha sakın uzmana gitmeyin. Benim dediklerimi yapın yeter videosu değil. Ancak bazı kişiler bazen maddi sıkıntılar yüzünden, bazen inanmadığı için, bazen güvenmediği için psikiyatriste ya da psikoloğa gitmeyi tercih etmeyebiliyor. Bu kişiler kendi kendilerini aşmaya çalışıyorlar ve bazen gerçekten de okudukları kitaplar, izledikleri videolar onlara faydalı olabiliyor. İşte eğer bizim videomuzda bir kişiye bile dokunabilir ise ne mutlu bize. Kaygı ile ilgili yaşanan sıkıntıların en büyük sebebi, kişinin herhangi bir kaygı atağı yaşadığı sırada bu yaşadıklarına anlam verememesi ve şu anda ne oluyor?

Bana ne oluyor? Bedenime ne oluyor? Neden böyle hissediyorum? Neden böyle düşünüyorum? Kontrolünde mi kaybediyorum acaba? Yoksa deliriyor muyum?

Gibi düşüncelere kapılmasıdır. Bu kişide öylesine büyük bir çaresizlik ve dehşet duygusu yaratır ki bu yaşadığı deneyim dahi başlı başına bir travma sebebidir. Dolayısıyla kişi bir süre sonra ya tekrar aynı şeyi yaşarsan, ya yine atak gelirse diye hayatını kısıtlamaya başlar. O zaman demek ki bu yaşadığın şeyi eğer zihninde biraz anlamlandırabilirsek ve oluşturabilirsek daha rahat edeceksin. En azından atak geçirdiğinde travmatik bir deneyim yaşamamış olacaksın. Bunu gayet sakin ve olası bir şey olarak kabul edeceksin. Bir kere bu yaşadığın şey yani atak geldiği sıradaki bedensel ve zihinsel belirtilerin her biri son derece insani, son derece doğal. Vücudun kendini koruma belirtileridir. O yüzden bunu bil. Bunu birazcık da açıklayacağım. Bu işin birazcık biyolojisinden bahsedeceğim ki kafamızda biraz daha oturtabilelim. Yaşadığımız şeye anlamlandırabilmek için beynimizi ve vücudumuzun çalışma sistemini biraz bilmek gerekiyor. Muhteşem bir beyne sahipsin ancak bu beyin biraz düz mantık çalışır ve beynimizin tek bir derdi vardır o da canlılığımızı korumak. Canlılığımızı korumak için ne gerekiyorsa onu yapar ve yaptığı şeyler aslında bizim kötülüğümüz için değildir, iyiliğimiz için yani hayatta kalmamız içindir. Gel gör ki bazen bu yaptığı şeyler bizim panik atak nöbeti yaşamamıza sebebiyet verebilir. Peki ne oluyor? Şimdi, beyin gün içerisinde sürekli içeriden ve dışarıdan gelen durumları analiz eder ve herhangi bir yaşamsal tehdit var mı? Bunu anlamaya çalışır. Eğer senin zihnindeki düşünceler, o düşünceler arası çelişkiler, olayları algılama biçimin vesaire gibi nedenlerle bir şekilde bilinçaltın varlığını tehdit altında hissederse, beyinde yaşamanın gerçekten tehdit altında olduğunu düşündüğü için hayatta kalma ile ilgili sistemleri

devreye sokar ve savaş ya da kaç tepkileri dediğimiz birtakım tepkiler vücutta ortaya çıkmaya başlar. O sırada çok sayıda hormon salgılanır ve vücudun bazı değişimler geçirir. Çünkü beynin zannediyordu ki sen gerçekten fiziksel bir tehditle karşı karşıyasın ve o sırada hayatta kalabilmek için tek şansın o tehditten koşarak kaçmak ya da o tehditle savaşmak, mesela ona bir yumruk savurmak. Dolayısıyla tüm bunları yapabilmek için vücudun bazı değişimler geçirmeye başlıyor. Mesela ne oluyor? Kalbin hızlı hızlı çarpmaya başlıyor. Kalbin neden hızlı çarpıyor? Çünkü diyor ki ya konuşabilmek için daha fazla kana ihtiyacımız var. Hadi kalp sen kan pompala bu sefer kalbinin hızlı çarpmaya başlıyor. Kalbi hızlı çarpınca nefesin derin değil yüzeysel olmaya başlıyor. Hızlı, hızlı nefes almaya başlıyorsun ve bunun sonucunda tabii bunun yarattığı birtakım sıkıntılar yaşamaya başlıyorsun. Dediğim gibi amaç burada senin kaçıp kurtulabilmen ya da savaşabilmem için vücudunun hazırlanması. Kötü bir amaç yok. Ancak verilen alarm. Yanlış bir alarm. Sıkıntı şurada. Gerçek bir tehdit yok. Sanal bir tehdit var. Yani vücudum gerçekten bir tehlike altında değil. Ancak beynim bunun farkında olmadığı için bu alarmı veriyor ve bu alarm sonucunda ben işte o panik atak nöbetinde yaşadığım birtakım sıkıntıları yaşamaya başlıyorum.

Mesela sıcak ya da soğuk terler basıyor. Elim ayağım titremeye başlıyor. Kaslarım geriliyor. Tüm bunlar neden oluyor? Hepsinin aslında mantıklı bir sebebi var ve inanın bana hepsinin altında yatan sebep gayet iyi niyetli bir sebep. Mesela neden titrersin kasların gerilir çünkü, kasların neden gerilir? Çünkü koşabilmek ya da savaşabilmek için kasların gerilmesi gerekmektedir de o yüzden. Bağırsakların bozulur, midem bozulur. Bağırsaklarının bozulmasının da bir sebebi var elbette. O sırada salgılanan hormonlar aynı zamanda başka bir bakış açısı da mesela hızlı konuşabilmek için üzerindeki yükleri boşaltmak gerektiğini savunur. Dolayısıyla o sırada bağırsaklarının bozulması da büyük bir sebeple bundandır. Dediğim gibi her birinin altında yatan mantıklı bir sebep var ve o sırada yaşadığım şey bir yanlış alarm. Yani panik atak ya da kaygı atakları eşittir ya da panik eşittir yanlış alarm. Sözün özü, yaşadığın fiziksel belirtiler kabul edilebilir ve normal insani doğal belirtiler. Dolayısıyla bir dahaki sefere bunları yaşadığında bil ki beynin yaşamsal bir tehdit algıladığı yanlış bir alarm verdi ve sen bunun sonucunda birtakım fizyolojik ve zihinsel tepkiler veriyorsun. Evet, o sırada fizyolojimizde neler olduğunu anlamlandırdık. Tamam, bunu bir kenara koyduk. İkinci olarak ne yapmalıyız? Şimdi sana söyleyeceğim biraz tuhaf gelebilir, ancak ne kadar kaygı verici olursa olsun, ne kadar bunaltıcı olursa olsun, o sırada zihnine gelen düşüncelerle, hissettiğin duygularla bedensel duyumlarınla;

örneğin mide bulantısı olabilir, baş dönmesi olabilir. Bunlarla savaşma, bunları bastırmaya çalışma, bunlara karşı direnme. Çünkü onu yok saymaya çalıştıkça, onu bastırmaya çalıştıkça belki onu daha da çok güçlendiriyorsun. Çünkü bunlar aslında senin savunma mekanizmaların, hayatta kalma ile ilgili tepkilerin ve hayatta kalma güdüsü o kadar güçlü bir güdüdür ki onu bastıramazsın. Aslında bu duygular, bu düşünceler, bu duyumlar sana bir şey anlatmaya çalışıyorlar. Kendilerince beynin kendi mantığınca seni hayatta tutmaya çalışıyor. O yüzden bunlara karşı direnme. Çünkü zaten kendimle yaptığın bir savaşı kazanma şansın yok. Kaldı ki onları bastırmaya çalıştıkça bir süre sonra onlar belki bastırılmış gibi gözükecekler ama farklı şekillerde sana yüzünü göstereceklerdir. Bu bazen kronik bir ağrı olur, bazen kronik bir hastalık olur, bazen de bir endişe atağı olur. İyi de bastırmazsan bundan kaçmazsan daha kötü hissetmez miyim diye düşünebilirsiniz. Çok da haklısın. Ancak şunu bil. Yüzleştiğin zaman daha rahat edeceksin. Aksine bastırdıkça ve ondan kaçmaya çalıştıkça onun daha da kronikleşmesine sebebiyet vereceksin. O yüzden yapmamız gereken ikinci şey duygularımızla, düşüncelerimiz ile duyumlarımızla yüzleşmek. Onları fark etmek, onlarla yüzleşmek ve onları kabul etmek.

Tabii bunları ben böyle kolay kolay söylüyorum da bunlar nasıl yapılır? Bunları yaparken nelere dikkat etmemiz lazım? Merak etmeyin onlardan da bahsedeceğim. Peki bu kabul etme işi nasıl yapılıyor? Bakın size bunu bir oyunla anlatacağım. Sizinle bir oyunu oynayacağız. Şöyle düşünün. Herhangi bir duygu, düşünce ya da duyum hissettiğinizde.

Bunlar zihninize geldiğinde, bedeninizde hissettiğinizde. Bunlara sanki dışarıdan bakan bir göz gibi tanımlamamız isteyeceğim. Ancak sadece tanımlayacaksınız. Yorumlamayacaksınız. Bakın. Tanımlama ve yorumlama birbirinden farklı şeyler. Mesela tanımlama şudur. “Şu anda zihnimde kaygılı olduğuma dair düşünceler var” Bu bir tanımlama. Yorumlama ise şudur. “Şu anda çok kaygılıyım. Eyvah! Nasıl olacak? Neden böyle hissediyorum? Ya bu böyle devam ederse acaba kalp krizi mi geçiriyorum? Yok yok. Bu hep böyle olacak galiba. Ya işe gidemezsin ya daha beter olursa” Bakın bu ise yorumlamadır. Yorumlama ve tanımlama gördüğünüz gibi birbirinden farklı. Sizinle oynayacağımız oyunda zihninize gelen düşünceleri, hissettiğiniz duyguları ya da bedensel duyumlarınızı sadece tanımlamanızı istiyorum. Yani bundan sonra herhangi bir bunaltı ya da kaygı atağı yaşadığınızda. O yaşadığımız şeyi tanımlayın ancak sadece tanımayın. Tekrar ediyorum. Bunu şöyle düşünün.

Bakın adeta altından vızır vızır arabalar geçen bir köprünün üzerinde olduğunuzu düşünün. Alttan vızır vızır arabalar geçiyor. Siz ise köprünün üzerinde o arabalara bakıyorsunuz, işte alttan geçen o arabalar sizin düşünceleriniz ya da duygularınız ya da bedensel duyumlarınız.

Siz ise yukarıda köprünün üstündeki sizsiniz yani bir gözlemleyen siz var. Bir de aşağıda o duygular var. İşte sizden istediğim gözlemleyen siz rolüne bürünmeniz. Yani bundan sonra bu atağı yaşadığınızda gözlemleyen ben rolüne bürünün ve sadece gözlemleyip tanımlayın. Mesela köprüden ben aşağıya doğru bakarken araba geçtiğinde a mavi bir araba geçti diyebilirim. Ancak şunu sorgulamam değil mi? “Bu araba niye mor değil de mavi? Neden mavi, mavi ise demek ki bu çok kötü bir şey. O zaman benim başıma kötü bir şey gelecek, her şey daha beter gidecek” demiyorum. “Sadece alttan mavi bir araba geçti diyorum”. Bu oyunu oynarken sizden ricalarımdan bir tanesi şu. İçinde bulunduğunuz duygu durumunu, düşünceyi ya da duyumu tanımlarken lütfen şu anda çok kaygılıyım ya da şu anda ölecek gibi hissediyorum gibi o düşünceyi sahiplenici sanki siz o düşünceymişsiniz gibi bir tanımlama yapmayın. Bunun yerine mesela çok kaygılıyım demek yerine şu anda zihnimde kaygı ile ilgili düşünceler var. Şu anda zihnimde ya hep böyle olursa diye soru işaretleri var. Gibi sizin kendinizi ve düşünceyi. Ayrı bir yere koyan bir tanımlama yapın. Buradaki amacımız şu sizin o düşüncelerden ibaret olmadığınızı, sizin düşüncelerden farklı bir ben olduğunuzu görmenizi sağlamak aslında. Çünkü gözlemleyen ben ve var olan düşünceler, duygular arasındaki farkı kavradıkça bu işle baş etmek daha kolay olmaya başlıyor. Ben kaygılıyım diye kendinizi ifade ettiğiniz zaman siz o duygudan ibaretmiş gibi oluyorsunuz. Halbuki şu anda zihnimde kaygı ile ilgili düşünceler var ya da kaygı ile ilgili duygular var dediğimde ise gözlemleyen ben olmuş oluyorum. Bakın siz duygularınız, düşüncelerinizi, duyumlarımız ibaret değilsiniz.

Daha fazlasısınız  yani onlar demek. Siz demek değil. Dolayısıyla siz madem ki bu düşüncelerden daha fazla bir şeysiniz o zaman onları yönetebilirsiniz. Bu bir anlamda ipleri onların elinden, kendi elimize almak gibi düşünebilirsiniz. Şimdi bunu genellikle bir otobüs metaforu ile anlatırlar. Başka bir videosundan bu otobüs metaforundan bahsetmiştim. Ancak belki izlemeyenler vardır diye kısaca tekrar değinmek istiyorum. Duygularınızı ve düşüncelerinizi bir otobüsün içerisindeki yolcular gibi düşünün. Siz ise bu otobüsün şoförüsünüz, otobüsün içerisindeki yolcular istedikleri kadar kaba olsunlar. Kırıcı olsunlar. Kötü sözler söylesinler.

Bu otobüsün nereye gideceğine karar verecek olan şofördür. Duygular, düşünceler yani yolcular değildir. Ve işin güzel yanı duygular ve düşünceler geçicidir. Sürekli orada değillerdir. Tıpkı otobüsün yolcuları gibi. Otobüsün içerisindeki yolcular bir duraktan binerler ve kendi durakları geldiğinde de inip giderler. Tıpkı duygular gibi onlar da ara ara bizi ziyaret ederler ve bir süre sonra bizi bırakıp giderler.

Çünkü bütün duygular ve düşünceler zaten geçicidir. Duygular doğaları gereği geçicidir zaten öyle de olmak zorundadır. Kaygıyla baş etmede bana en çok faydası olan tekniklerden bir tanesi buydu. Bir diğerinden bahsedeceğim. Şimdi burada önemli olan nokta şu.

Beni en çok rahatlatan düşüncelerden bir tanesi duyguların geçici olduğuydu. Bir şeylerin geçici olduğunu bildiğiniz de onu kabul etmek daha kolay oluyor. Onu kabullenmek, onu karşılamak, onunla yüzleşmek daha kolay olur.

Çünkü biliyorsun ki gidecek.

Yani bunu şunun gibi düşünün. Sizler birer ev sahibisiniz. Duygular ise gelen misafirler. Her misafir istenen misafir değildir.

Bazen hiç istemediğimiz insanlar misafir olarak gelirler. Ama biz o insanlara kapıyı kapatmayız. Defol git buradan demeyiz. İstemesek bile kapıyı açarız, onları ağırlarız ve onlar vakitleri geldiğinde giderler. Bunu bildiğimiz için onları içeri almakta sakınca görmeyiz. İşte duygulara da böyle davranmak gerekiyor. Duygulardan, düşüncelerden, duyumlardan kaçtıkça onlar sizi daha çok rahatsız edecek. O yüzden bilin ki bunlar geçici. Açın evinizin kapısını misafir eden onları belli bir süre sonra uğurlayın gönderin gitsinler.

Duygular tekrar ediyorum, geçicidir. Onlar tıpkı denizdeki dalgalar gibi gelirler, giderler, gelirler, giderler. Sen sadece denizin kenarında dur ve onları izle. Gelmelerini ve gitmelerini izle, yorumlama. Peki buraya kadar söylediklerimizi özetleyecek olursak dedik ki atak geçirdiğin sırada bu bunaltı atağı da olabilir. Kaygı atağı da olabilir. Bil ki yaşadığın fizyolojik ve zihinsel belirtiler, doğal belirtiler. İki, atak geçirdiğinde ya da korkulu, kaygılı, takıntılı düşünceler sana geldiğinde bunlarla savaşma, bunlara karşı direnme. Bunları kabul et. Ve şunu bil. Sen düşüncelerden ibaret değilsin, daha fazlasısın.

Sen kendinle düşüncelerin arasına bir mesafe koyduğunda yani gözlemleyen ben ve gelip geçici düşünceler olarak bunları ayırdında çok güzel bir şey oluyor. Ne oluyor biliyor musun? Bu düşünceler senin üstüne yapışıp kalmıyor. Bunlar senden ayrı bir yerde oluyorlar ve sen biliyorsun ki bunlar gelip geçiciler.

İnanın bana bunu fark ettiğiniz an ve bunu deneyimlediğiniz an bundan sonraki ilk gelecek olan nöbette bunu yapın. İlk gelecek olan kaygı ya da bunaltı atağında bunu yapın göreceksiniz ki böyle baktığınızda yani o sıkıntılı düşüncelere, korku dolu, kaygı dolu düşüncelere, adeta böyle dağılıp gitmesini beklediğiniz bir bulut gibi geçici bir hava olayı gibi baktığınızda bir süre sonra gerçekten de artık bunların sizi rahatsız etmediğini görmeye başlayacaksınız. Yani daha doğrusu eskisi kadar rahatsız etmediğini görmeye başlayacaksınız. Beden ve zihin bir bütündür. Bunu unutma. Her ikisinde de olan bir diğerini etkiler. Yani bedendeki ve zihni etkiler zihnindeki de bedeni etkiler. Dolayısıyla zihnin üzerinde çalıştığın kadar bedenin üzerinde de çalışmalısınız. Neler yapabiliriz bedenle ilgili? Önce herkesin zaten çok iyi bildiği bazı şeylerden bahsedeceğim. Sonra farklı bir bedensel egzersizden bahsedeceğim. Birincisi biliyorsunuz evet spor yapmak iyidir. Bunu herkes bilir ama bir türlü hayata geçiremez. Ancak her gün en az 30 dakika tempolu bir egzersiz. Hafif dereceli bir anti depresanla aynı etkiyi yaratıyor. Dolayısıyla her gün düzenli olarak şöyle kalp ritmini arttıracak bir egzersiz yapmak en az 30 dakika sana iyi gelecek. Tabii bunun için bugün yaptım, yarın iyi olduğunu beklemeyeceğiz. Yani disiplinli bir şekilde devam etmemiz gerekiyor etkiyi görebilmemiz için. Bunun yanı sıra yine bedenle ilgili olarak bazı yiyeceklerin ve içeceklerin kaygıyı artırdığını biliyoruz. Mesela kafeinli içecekler mümkün olabildiğince kahve ve çaydan uzak durmaya çalış.

Çünkü bunlar gerginliği arttırırlar. İlla bir şeyler içmek istiyorsan melisa çayı iç, ne bileyim ıhlamur iç bunlar daha sağlıklı hem de daha sakinleştirici etkiye sahip çaylardır. Bunun yanı sıra bağırsak sağlığına dikkat et. Şimdi ne alakası var diyenler lütfen benim bağırsaklar ikinci beynimiz videomu izlesinler. Orada çok detaylı bir biçimde bağırsak sağlığının ruh sağlığını nasıl etkilediğini anlatıyorum. Bakın bağırsaklarımızda yaşayan faydalı bakterilerin sayısını artırdığımız da özellikle belli türden bakteriler arttığında ruhsal sağlıkla bundan çok ciddi anlamda etkileniyor. Bununla ilgili yapılmış ve hakemli bilimsel dergilerde yayımlanmış çalışmalar var. Hatta artık bazı doktorlar panik atak ve depresyonu bir beyin hastalığı değil, bir bağırsak hastalığı olarak görmeliyiz diyorlar. Ben yine bazen görüyorum. Bazı psikolog arkadaşlar bu bilgiyle dalga geçiyorlar. Fakat bu bilimsel bir gerçek. Yani beden ve zihin bir bütündür ve birbirlerini etkilerler. Biraz okuyalım, biraz araştıralım. Zaten bunun doğruluğunu göreceğiz. Bir diğer önemli nokta bedenle ilgili olarak. Bakın benim hayatımdaki en büyük değişikliği yapan şeylerden bir tanesi nefes egzersizdir. Kaygı anında sıkıntı anında otomatik olarak ilk etkilenen şeylerden bir tanesi nefesimiz. Ne dedik, kalp hızlı çarpar. Hızlı çarpınca bu derin nefes alamayız. Dolayısıyla nefesi bir alışkanlık haline getirdiğimizde, derin nefesi bir alışkanlık haline getirdiğimizde bir süre sonra bu da dengeye girecek ve hem beyin yapımızı etkilemeye başlayacak hem de daha sakin kalmamızı sağlayacak.

Bununla ilgili çok detaylı bilgiyi Sufi nefes egzersizi videom da anlatıyorum. Çok sayıda nefes egzersizi var. Ben en çok faydayı sufi nefes egzersizden gördüm. Çok basit bir tanımlamayla sufi nefes egzersizi de burnumuzdan nefes alıp veriyoruz. Burnumuzdan 4 saniye nefesinizi alıyoruz. Yine burnumuzdan 8 saniye nefesi veriyoruz. Yani 4’e 8 nefes tekniği diyebilirsiniz. Bakın bunu her gün 10 dakika düzenli olarak uyguladığınızda. Bugün yaptım, yarın yapmıyorum değil. Her gün 10 dakika düzenli uygulamaya başladığınızda fizyolojik olarak da ruhsal olarak etkilerini görmeye başlayacaksınız.

Bir kere nefes veriş süresini uzatmak, para sempatik sinir sistemini devreye sokar. Para sempatik sinir sistemi nedir? Sizin sakinleşmesini sağlayan, vücudu dengeye sokan sinir sistemidir. Dolayısıyla para sempatik sinir sistemi devreye sokabilmek için yani sakinleşebilmek için, daha iyi hissedebilmek için nefes egzersizleri çok çok çok faydalıdır. Bu anlamda lütfen nefes egzersizleri hayatınızın bir parçası haline getirin. Zihin ile ilgili söylediklerim ne kadar önemliyse beden ile ilgili söylediklerim de en az o kadar önemlidir. Beden ve zihin bir bütündür ve her ikisi de birbirini etkiler. Lütfen ama lütfen bu akşamdan itibaren yapmayanlar nefes egzersizlerine başlasınlar ve hayatlarının bir parçası haline getirsinler. Zaten en az 1 ay süreyle yapmaya başladığınızda, etkisini görmeye başladığınızda vazgeçilmeziniz olmaya başlayacak. Son olarak eğer kendi kendinize baş edemiyorsanız ve her geçen gün yaşadığınız duyguları, şiddeti daha da fazla artıyorsa lütfen ama lütfen bir uzmandan yardım alın. Özellikle EMDR terapisi ve somatik deneyimleme gibi terapiler bu konuda oldukça başarılı taleplerdir. Bunların eğitimini almış uzman bir klinik psikolog ya da bir psikiyatristle ile çalışabilirsiniz. Bakın bu yola çıkarsanız eğer, gerçekten de kendi duygularınızla yüzleşirseniz ve bu yüzleşmenin sonucunda onlarla barışırsanız bir süre sonra ne oluyor biliyor musunuz? O hep kaçtığımız, korktuğumuz kaygılar var, korkular var ya onların sayesinde artık bizler çok daha güçlenmiş, bireysel farkındalığı daha yüksek, psikolojik dayanıklılığı daha yüksek, daha bir bilge, yeni bir biz olarak bu süreçten çıkmış oluyoruz. Ne demiş Nietzsche; öldürmeyen şey güçlendirir. Aslında her şeyde bu böyledir. Çektiğimiz acılar, karşılaştığımız zorluklar, bizi güçlendirmez mi? Vücudumuzda bile böyle, biyolojimizde bile böyle. Herhangi bir organ bir güçlükle karşılaştığında, bir zorlukla karşılaştığında kendini güçlendirir. Mesela benim tek böbreğin var, diğer böbreğin küçük kalmış ve bu tek böbrek bütün görevi üstlendiği için daha da güçlenmiş ve normal böbrekten daha yüksek boyutlarda. Bütün insanlarda böyledir tek böbreği olan. Kaslarınıza bakın, kaslarınızı zorlandığınız da onlar güçlenerek ve gelişerek buna tepki gösterirler. Aynı şey aslında tıpkı bedenimiz gibi ruhumuz için de böyledir. Eğer bunlarla baş etmeyi başarabilirsek sonucunda çok daha güçlü, çok daha yeni bir biz oluyoruz. Ne demiş Mevlana? Ben biraz değiştiriyorum onun sözünü; “Handım, yandım, piştim. Pişmek için önce yanmak gerek”

Yani önce biraz acı çekmek gerek. Eğer bunu başarabilirsek bu sürecin sonunda çok tatlı, çok lezzetli birer çörek olarak hayatımıza devam ediyoruz.

Psikoloji ve kişisel girişimle ilgili her hafta iki yeni video paylaştığımız kanalımıza abone olursanız ve hatta bir de bu da yetmezmiş gibi yorum yapıp bize destek olursanız çok seviniriz.

Huzurlu günler.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir