PSİKOLOGLARLA İLGİLİ DOĞRU ZANNEDİLEN 9 YANLIŞ – Doğru Psikolog Seçimi- Psikoloji Okumak Tavsiyeler

Psikologlarla ilgili genel olarak doğru bilinen yanlışlar nelerdir? Kime psikolog denir, kime denmez, neleri yapabilirler, neleri yapamazlar ve aslında onlarla ilgili doğru zannedilen çeşitli mitler ve hurafeler nelerdir onları netleştireceğiz bu videoda. Ayrıca videonun sonunda gelecekte psikolog olmak isteyen gençlere birkaç önerim olacak. Efendim ilk yanlışımız psikologlar doktordur, çoğunlukla psikiyatristlerle karıştırıldığımız için psikologlara doktor diye hitap edildiğini görüyoruz. Hatta bazen benim videolarımın altına da doktor hanım diye yazanlar olabiliyor yorumlarda. Dostlar biz doktor değiliz yani en azından tıp doktoru değiliz. Alanda doktora eğitimi almış bazı arkadaşlarımız doktor ünvanını kazanıyorlar ama o bilimdeki doktora yani tıp doktoru, hekim olmuyorlar. Psikiyatristler ise tıp fakültesinden mezun olduktan sonra psikiyatri alanında uzmanlık eğitimlerini tamamlıyorlar ve ardından psikiyatri hekimi, psikiyatrist ya da psikiyatr ünvanını kazanıyorlar. Dolayısıyla onlar doktor oldukları için ilaç yazabiliyorlar. Psikologlar ise ilaç yazamaz. Psikologların sadece ve tabii ki psikiyatristlerin de terapi eğitimi almış olanları ve klinik psikoloji alanında psikologlar için söylüyorum yüksek lisans yapmış olanları da terapi verebilirler. Yani psikoterapi verebilmek için psikolog ya da psikiyatrist olmanız ve terapi eğitimlerini tamamlamış olmanız gerekiyor. Ne yazık ki lisans eğitiminde tam anlamıyla bir terapi yapabilmek için yeterli bilgi verilmiyor. Bu yüzden de mezun olduktan sonra çeşitli terapi alanlarında eğitimler almanız gerekiyor ki terapi verebilesiniz. Psikologlar psikoloğa gitmez, onlar depresyon yaşamaz, üzülmezler, sinirlenmezler. Bir diğer yanlış da bu. Efendim her ne kadar bu işin bilimine dair okumuş olsalar da psikologlar da gayet üzülebilirler, gayet depresyona girebilirler, gayet panik atak yaşayabilirler ve öfkelenebilirler? Bu işin eğitimini aldıkları sırada bundan nasıl korunabilecekleri ve nasıl baş edebilecekleri ile ilgili bilgi sahibi olsalar da her psikolog psikolojik olarak çok dayanıklıdır, çok güçlüdür

fikri biraz iyimser bir fikir. Bazen bunun tersi ile ilgili yorumlar da duyuyorum. Mesela her psikolog biraz kafadan çatlaktır gibi o konuda net bir şey söyleyemiyorum. Bir diğer yanlış anlaşılma. Psikologlar sadece ruh hastalarıyla çalışır, onlara terapi verirler. Efendim, psikologlar sadece ruhsal sıkıntı yaşayan insanlarla çalışmazlar. Bunun yanı sıra günlük yaşama stresiyle baş edebilmek isteyenler, kendilerini bu anlamda güçlendirmek isteyenler, öz farkındalıklarını arttırmak, kendilerini daha yakından tanımak isteyen insanlar, bir hedefe doğru motive olmak isteyenler, motivasyonlarını arttırmak isteyen insanlarda, psikologlardan destek alabilirler. Yani psikoloğa gitmek için illa tırnak içinde ruh hastası olmanıza gerek yok. Öte yandan her psikolog da terapi hizmeti vermez, veremez. Neden bahsediyorum? Psikoterapi hizmeti verebilmeniz için bir önceki maddede de bahsettiğim gibi 4 yıllık psikoloji ya da tıp fakültesini bitirip psikiyatri alanında uzmanlık yaptıktan sonra ardından çeşitli psikoterapi ekolleri ile ilgili saatler süren uzun aylar aylar süren eğitimler almış olmanız, süper vizyon desteği almış olmanız gerekiyor ki psikoterapi hizmetini verebilesiniz. Dolayısıyla psikoterapi verebilmek için belli şartlar gerekiyor. Her psikolog psikoterapi yapmayı tercih etmiyor olabilir. Psikolojinin çok farklı alanları da var. Örneğin sosyal psikoloji, endüstriyel psikoloji, deneysel psikoloji ve daha sayamadığım bir sürü psikoloji alanıyla ilgili akademik çalışmalar yapan, araştırmalar yapan ya da bu alanda çalışan psikologlar da var. Geçenlerde bir takipçim bana mesaj atmış.

Madem psikologsun neden terapi hizmeti vermiyorsun diye. Efendim tekrar edelim. Her psikolog terapi hizmeti vermez, vermeyi tercih etmeyebilir. Başka psikolojinin başka başka alanlarında çalışmayı tercih edebilir. Çünkü psikoloji genel anlamda insan ve insanın davranışıyla ilgili bir bilimdir ve bunun çok farklı alanları mevcuttur. Örneğin ben daha çok endüstriyel psikoloji ve yetişkin eğitimleriyle ilgileniyorum. Mesela endüstriyel psikologlar insanın işyerindeki davranışını inceler. Kurumların verimliliğini arttırmak, çalışanın mutluluğu, motivasyonu, iletişimi ve gelişimiyle ilgili çalışmalar yapmak. Endüstriyel psikoloğun görevleri arasındadır. Ben de işte kurumlarda mutluluk, motivasyon ve iletişim ve gelişim ile ilgili eğitim içerikleri hazırlayarak bunları sunuyorum. Yani kurumsal eğitimler alanında çalışıyorum ve bunu çok seviyorum. Yani bunu açıkçası terapiden daha fazla seviyorum ve çok daha mutlulukla yapıyorum. Dolayısıyla benim gibi farklı alanlarda çalışan bir sürü psikolog var ve psikoloji sadece klinik psikolojiden ve terapi den ibaret bir alan değildir. Efendim bir diğer yanlış. Psikologlar zihninizi okur. Onlar akıllarınızı okurlar, zihnimizden geçenleri bilirler. Yani keşke yani öyle bir teknoloji henüz yok. Ama en azından psikologlarda yok. Tabii şöyle bir şey var. Her ne kadar insan ve davranışı hakkında, insanın duyguları, düşünceleri hakkında çoğu insana göre detaylı bir bilgiye sahip olsalar da ve bazıları bu konuda kendilerini çok geliştirmiş, ekstra eğitimler almış ve tecrübesiyle bunu perçinlemiş olsalarda. Onlar belki biraz sizi tanımaya ve analiz etmeye biraz daha yakınlardır. Ancak burada da her ne kadar eğitim ve tecrübeleri olsa da yüzde yüz şekilde sizin zihninizi okuyabilirler dememiz doğru olmayacaktır.

O zaman şu konuda netleşelim. Psikologlar zihninizi okuyamaz. Öte yandan bazen öyle psikologlar görüyoruz ki değil başkalarının zihnini okumak kendilerinden dahi bihaber olabiliyorlar. Psikoloğa gideyim. Bana çeşitli öğütler versin, ondan sonra bana öğütleri uygulayıp hemen sorunlarım çözülsün. Efendim, çoğu kişi psikoloğa giderken bu yanlış ya da yersiz beklentiyle gidiyor. Hemen gideceğim tek seansta beni dinleyecek. Bana çeşitli çözüm önerilerinde bulunacak. Sanki ilaç yazar gibi ben onları uygulayacağım ve daha iyi hissedeceğim. Ya da sorunlarının hepsi çözülecek. Bu çok da gerçekçi bir beklenti değil en azından çoğu zaman. Aslında bu beklentinin altında yatan temel şey hayatımızla ilgili sorumluluk almayı red etmemiz. Çoğu zaman hayatımızda başımıza gelen olaylar ve bu olayların çözümü ile ilgili sorumluluk almayız. Ve çözümü hep dışarıda dışsal faktörler de ya da başkalarında ararız. Bir kurtarıcı gelsin ve bizi kurtarsın diye bekler dururuz. Bu bazen bir doktor olur, bazen bir psikolog olur. Mesela doktora gidersin sorunlarından bahsedersin işte doktor der ki ilaca gerek yok. Yaşam biçimini değiştir, spor yap, diyet yap, kurtulursun bunu duyduğunda mesela çoğu kişi kötü doktorlar bana ilaç yazmadı. Buradaki sebep ne? Kötü doktor demesindeki. Çünkü istiyor ki doktor ona bir ilaç yazsın, o ilacı hemen yutsun ve sorun çözülsün. Doktor da bunu yapmadığı için yani onu kurtaramadığı için kötü doktor pozisyonuna düşer. Psikoterapilerde de ya da psikologlara gittiğiniz zaman da hemen derhal tek seansta çözüm beklemek çok gerçekçi olmayacaktır. Öte yandan psikologların sihirli değneği yoktur ve çoğu zaman aslında size öğüt vermezler.

Sizi dinlerler. Sizde farkındalık yaratacak çeşitli sorular sorabilirler. Bazen bazı konularda öğüt verdikleri de olabilir. Ancak çoğunlukla sorunlarla ilgili farkındalık yaşamanız ve çözüme dair yolu bulabilmeniz için size yol arkadaşlığı yaparlar. Bir diğer yanlış beklenti de her seanstan sonra kendini daha iyi hissetmeyi beklemek. Efendim bazen bazı durumlarda terapiden sonra geçici bir süre de olsa kendinizi daha kötü de hissedebilirsiniz. Yani mesela bir seanstan sonra bir şey deşilmiştir, belki sizinle ilgili bir yaranız deşilmiştir ve geçici bir süre de olsa kendinizi daha kötü hissedebilirsiniz. Ancak daha sonrasında toparlanırsınız. Çünkü bazen bir şeyi daha iyi hale getirebilmek için sorunun kökenine inmek gerekir ve kökenini indiğiniz zaman da biraz can yakıcı olabilir. Dolayısıyla tüm bunlara karşı hazırlıklı olarak daha gerçekçi beklentilerle psikologlara gitmek gerekir. Psikologlar sadece hastanelerde çalışır, bu da çoğunlukla yanlış bilinen bir durum. Efendim, aslında psikolojinin oldukça geniş bir çalışma alanı vardır. Yani sadece hastaneler değil, özel eğitim ve rehabilitasyon merkezleri, okullar, cezaevleri, çeşitli devlet kurumları, yaşlı bakım evleri, şirketlerin insan kaynakları departmanları, spor kulüpleri gibi çok sayıda yerde aslında çalışma imkanı vardır. Psikologların, insanın işin içerisinde olduğu her yerde aslında psikologların da yeri vardır. Efendim bir diğer yanlış anlaşılma psikologların hepsi aynıdır. Ben gittim bir tanesine çok kötü çıktı. Aman hiç bir işe yaramaz. Her meslek grubunda olduğu gibi bu meslek grubunda da işini iyi yapan, daha kötü yapan, iyi niyetli, kötü niyetli, paragöz olan, ticari odaklı olan ya da daha idealist olan, iyi insan olan, kötü insan olanlar muhakkak ki vardır.

Ya da daha yeterli, daha tecrübeli, daha donanımlı olanlar ve daha tecrübesiz, donanımsız, yetersiz olanlar mevcut. Bu noktada aslında bizler bir psikolog seçerken çeşitli kriterlere sahip olmalıyız. Mesela birincisi. Psikoloji alanından mezun olması gibi. İkincisi, çalıştığınız ya da hizmet aldığınız alanla ilgili yeterli derecede eğitim almış olması, tecrübeye sahip olması gibi. Öte yandan psikologların her birinin tabii ki kendine özel kişilik özellikleri vardır. Bazıları size benzeyebilirler, kendisi çok yakın hissedebilirsiniz. Bazıları sizden tamamen farklı olabilirler. Bazıları daha dışa dönüktür, bazıları daha içe dönüktür. Bazıları daha sakindir, bazıları daha enerjiktir. Aslına bakarsanız bunun hiçbir önemi yoktur. Önemli olan nokta size ne kadar benzediği ya da benzemediği değil, işini ne kadar iyi yaptığı, ne kadar yeterli ve ne kadar donanımlı olduğudur. Bir diğer yanlış anlaşılma aslında ben aslında bu maddeyi koymayacaktım ancak toplumun o kadar geniş bir kısmında bu psikologluk ünvanı yanlış biliniyor ki mecburen koymak zorunda kaldım. Yani her ben terapi veriyorum diyen ya da her efendime söyleyeyim şu konuda size yardımcı oluyorum diyen ya da hatta spiritüel konularla ilgili çalışan insanlara dahi psikolog muamelesi yapıldığını görüyorum. Efendim bu insanların çalışma alanları tamamen farklıdır. Yaşam koçları da psikologdur diye mesela bir yanılgı var kişilerde. Yani ben yaşam koçuyum dediğinde birisi onun psikolog olduğunu zannedebiliyor insanlar. Neden bunu söyledim? Geçenlerde bir takipçime bir ruh sağlığı uzmanından destek almasını önerdiğim de aldım zaten deyince adını sordum destek aldığı kişinin ve bir de baktım ki o kişiyi incelediğimde iktisat mezunu bir yaşam koçu destek aldığı kişi.

Efendim yaşam koçların çalışma alanı farklıdır. Psikologların çalışma alanı farklıdır. Bazı psikologlar ayrıca koçluk eğitimi de alarak Psikologluğun yanı sıra koçluk yapabilirler. Öyleyse eğer sıkıntı yok. Ancak koç olabilmek için illa psikoloji eğitimi gerekmiyor. Sadece birtakım eğitimler alıyorlar ve ardından koç oluyorlar ki bunların da içerisinde ne idüğü belirsiz efemdim internetten online olarak satın alınabilecek bir sürü koçluk eğitimi görüyorum. Lütfen herhangi bir koçdan destek alacaksanız ICF onaylı bir yerden eğitim almış bir Koç’la çalışın. Onu seçerken de lütfen biraz daha özen gösterin. Çünkü bu alan suistimale çok açık bir alan. Bunun sebeplerinden biri hem koçluk alanında hem de ne yazık ki psikologluk alanında, psikoloji alanında gerekli yasal düzenlemeler ülkemizde tam anlamıyla mevcut değil. Bu yüzden de çoğu insan. Örneğin bir ilköğretim mezunu dahi kendini yaşam koçu ilan edip efendim hem panik atağı bir günde bitiriyorum diyerek ortalarda gezebiliyor. Abartmıyorum, bunu bizzat yapan kişiler gördüm. Hatta sosyal medyadan o kişilere sataştığımda oldu. Yani sizin mezuniyetiniz nedir? Nasıl bir günde panik atağı yok ediyorsunuz merak ettim yani diyerek ve sonucunda gördüm ki aslında bu kişinin herhangi bir psikoloji altyapısı yok. Eğer ben bir psikologla çalışacağım diyorsanız o kişinin 4 yıllık psikoloji bölümünden mezun olmuş olması ve bu mezuniyetin üzerine alanıyla ilgili çok sayıda eğitim ve süper vizyon çalışmaları almış olması gerekiyor ki yeterli donanımda olsun.

Yok ben eğer bir yaşam koçu ile çalışıyorum diyorsanız o zaman da ICF onaylı koçluk eğitimini almış, tecrübeli, güvenilir ve referanslarını araştırdınız kişilerle çalışmanızı öneririm. Ben de koçluk eğitimi almış bir kişi olarak bunu size söylüyorum. Koçluk ve psikologluk farklı alanlar dedik. Aslında koçların yaptığı şey de psikolojinin alanı içerisinde ancak ruhsal bozukluklar koçluğun alanı içerisine girmez. Koçlar sizi daha çok bir hedefe ulaşmada yine yol arkadaşlığı yapmak, motivasyonunuzu arttırmak, bireysel farkındalığınızı arttırmak gibi konularda yardımcı olabilirler. Ancak ruhsal sıkıntılar, ruhsal bozukluklar, psikoloji ve psikiyatrinin uzmanlık alanıdır. Dolayısıyla ruh sağlığı uzmanı dediğim zaman anlamanız gereken kişiler psikologlar ve psikiyatri hekimleridir. Efendim, bazı takipçilerin zaman zaman bana psikoloji okumak istediklerini, psikolog olmak istediklerini ve önerilerimi soruyorlar. O yüzden ben de bu videonun devamında bununla ilgili bir kısım eklemek istedim. Psikolog olmak isteyen, gelecekte psikoloji okumak isteyen gençlere tavsiyelerim neler? Bir kere öncelikle bu ilk saydığım maddelerdeki yanlış anlaşılmaları kafalarında bir düzeltsinler. Birincisi o. İkinci olarak mutlaka ama mutlaka İngilizce öğrenmeleri. Çünkü bu alanda her ne kadar çeşitli kaynaklar bulunsa da yüksek sayıda kaynak hala tabii ki İngilizce. Yapılan araştırmalar çoğunlukla İngilizce olarak yayınlanıyor. Dolayısıyla bu alanda kendimizi geliştirebilmek için bir yabancı dile sahip olabilmek çok önemli. Gündemi takip edebilmek, araştırma sonuçlarını okuyup anlayabilmek adına. İkinci olarak ne istediğinizden emin olun. Bu konuyla ilgili olarak Kendini Geliştirme Dersleri başlıklı oynatma sistemdeki videoları mutlaka izleyin. Çünkü gerçekten olmak istediğiniz şey psikologluk mu yoksa başka bir şey mi? Sahip olduğunuz değerler aslında hangisi? Psikologluktan beklentiniz ne? Öncelikle bir bunu netleştirmek gerekiyor.

Gerçekten sizin beklentinizi karşılayacak şey mi? Psikologluk çünkü belki de aslında sizin istediğiniz şeyi karşılayacak olan meslek başka bir meslek. Onun netleştirebilmek için kişinin önce kendini tanıya bilmesi, kendini analiz edebilmesi gerekiyor. Bunun için dediğim gibi benim kanal size oldukça yardımcı olabilir. Kanalındaki o oynatma listelerindeki özellikle Kendini Geliştirme Dersleri başlıklı oynatma listemdeki videolar başta olmak üzere kendinizi tanıya bilmeniz ve analiz edebilmeniz ile ilgili çok sayıda video var. Bunları incelemenizi öneririm. Bir kere psikologlar insanın davranışını, duygularını, düşüncelerini ve bunların altında yatan faktörleri inceler diyorsak o zaman bu durumda öncelikle kendi kendinizi analiz edebilme yeteneğinizi geliştirmeniz gerekiyor. Kendi kendinizi daha yakından tanıyabilmek, iç gözlem yapabilmek, duygu, düşünce ve davranışlarınızı analiz edebilmek ile ilgili ipuçlarını yine kanalımdaki videolarda bulabilirsiniz. Bunun yanı sıra bu konuda size yardımcı olabilecek çok sayıda kitap var. Bu kitaplardan hangilerini önerdiğimi merak ediyorsanız, yine kanalındaki Kitap Önerileri başlıklı iki video mu incelemenizi öneririm. Başta Doğan Cüceloğlu’nun tüm kitapları olmak üzere çok sayıda kitap önerilerini yine burada bulabilirsiniz. Yine psikolog olmak isteyenlere önerim şu insanı anlayabilmek, insanı incelemek istiyorsanız insan son derece karmaşık bir varlık ve tek bir noktadan bakarak doğru bir yere varamazsınız. İnsan biyolojik, psikolojik, sosyal çok sayıda değişkenden oluşan bir varlık. Dolayısıyla biyoloji bilmeniz gerekiyor. Nörofizyoloji bilmeniz gerekiyor. Psikolojinin yanı sıra sosyoloji, felsefe, antropoloji bilmeniz gerekiyor. Evrimden haberdar olmanız gerekiyor. Dolayısıyla bu konularla ilgili lütfen kitaplar okuyun, araştırmalar yapın.

Zaten lisans eğitiminizde tüm bu saydığım konularla ilgili dersleriniz olacak. Çünkü özellikle ilk yıl sosyoloji, felsefe, antropoloji, fizyoloji, nörofizyoloji gibi alanlarda dersler verilir. Dolayısıyla buradan bir donanım elde ediyorsunuz. Ancak bununla kalmayın lütfen bu alanla ilgili okumalar yapın ekstra, bu alanla ilgili yapılmış yeni araştırma sonuçlarını takip edin. Özellikle sinir bilim alanında şu anda insan davranışına dair çok sayıda araştırma yapılıyor. Yine bunları da yabancı kaynaklardan PubMed’den researchgate’den google scholar’dan lütfen takip edin. Ve tabii ki diğer bir önerim okuyun, okuyun, okuyun. Eğer okumayı sevmiyorsanız psikolog olmayı düşünmeyin bile. Çünkü yaşamınız boyunca okumak zorunda kalacaksınız. Alanda yapılmış yeni gelişmeleri sürekli takip etmek zorundasınız. Yeni araştırma sonuçlarını takip etmek zorundasınız. Yeni çıkan ekolleri okuyup anlamak, hatta gerekirse yeni yeni eğitimler almak zorundasınız. Dolayısıyla okumak bunun birinci tabiki gerekliliği. Bir diğer önemli nokta da tabii ki okuduklarımız ile ilgili gözlem yeteneğimizi geliştirmek, hem kendimiz hem de diğer insanlarla ilgili olarak empati yeteneğimizi geliştirebilmek. Bir diğer önerim ise psikoloji okuyan öğrencilere olacak. Psikoloji okurken öğrencilik yıllarınızda psikolojinin farklı alanlarında hizmet veren kurumlarda, kuruluşlarda, şirketlerde gidip staj yapmanızı öneririm. Böylelikle acaba ben psikolojinin hangi alanına daha yatkınım? Aslında ne yapmak istiyorum? Konusunda biraz daha netleşmiş olacaksınız. Böylelikle yüksek lisans yapmak istediğinizde hangi alanda yüksek lisans yapmalıyım sorusunun cevabı sizin için daha net olmuş olacak. Bir sonraki videomuzda görüşmek üzere kendinize iyi bakın ve kanalımıza abone olmayı ve bildirim zillerini açmayı unutmayın lütfen. Hoşçakalın.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir