ÜŞENME VE ERTELEME İLE BAŞ ETME / DERS 3

Ders çalışmam lazım. Haftaya sınav var ama hiç çalışasım yok.

Yarın çalışırım. Ya da spora da başlamam lazım. Biliyor musun? Her yerim çok ağrıyor ama ya bugün yorgunum, yarın, yarın şey yaparız, yarın başlarız.

Bu sözler tanıdık geldi mi size?

Bunlar aslında çoğumuzun muzdarip olduğu erteleme hastalığının belirtilerinden. Yaptığımız çoğu şeyi erteliyoruz. En azından çoğumuz. Herkes olmasa bile.

Peki neden bunu yapıyoruz ve bundan kurtulmak için neler yapabiliriz? Bu videoda size bunlardan birazcık bahsedeceğim. Motive olmak Latince bir kelimeden geliyor aslında. Motive kelimesi “movere” kelimesinden geliyor. “Move” Harekete geçmek yani beni harekete geçiren güç demek, motivasyon demek. Peki beni harekete ne geçiriyor? Aslında insanoğlunu temelde harekete geçiren iki tane güdü var. Bu iki güdü sonrası biz harekete geçiyoruz. Bunlar neler? Birincisi acıdan kaçınma. Yani acı verici bir durum olduğunda ondan kaçmak için harekete geçiriyoruz. Ya da haz alma haz veren bir şey olduğunda onu elde etmek için harekete geçiyoruz. Her hareketin temelinde aslında bu yatıyor. Şöyle bir yaptığımız davranışları düşünelim. Mesela en baştaki bahsettiğimiz konu ders çalışma ya da çalışmama davranışına bakalım. Ne Dedik. Bizi harekete geçiren şey güdü, ya acından kaçınma. Ya haz alma. Şimdi bir insanın ders çalışmaya başlaması için ya bundan gerçekten haz alıyor olması lazım. Yani o eylemin kendisinin onu haz veriyor olması lazım ki bu ne yazık ki çoğu insan için düşük bir ihtimal. Herkes için olmasa da ikinci ihtimal ise harekete geçmek için ders çalışmak konusunda acıdan kaçmak. Yani ders çalışmak konusundaki acı ne olabilir? Mesela sınıfta kalmak ve bunun getireceği sonuçlar olabilir. Şimdi çoğumuz ne yapıyoruz? Acıdan kaçınıyoruz, şimdi ders çalışmak bana sıkıcı gelen bir aktivite ise ben bu sıkıcı gelen aktiviteden kaçınıyorum. Aman şimdi ne güzel oturmak varken ya da başka şey, dışarı çıkmak varken, bir şeyleri izlemek varken kim ders çalışacak ya keyif verici bir şey değil, haz verici bir şey değil. Aksine belki sıkıntı verici bir şey. Dolayısıyla ben buna odaklandım için acıdan kaçıyorum. Yani harekete geçmiyorum ve ders çalışmayı tercih ediyorum. Ama ne oluyor? Yumurta kapıya dayandığında, sınav günü yaklaştığında bu sefer başka tür bir acıdan kaçmak için son gün belki de sınavdan önceki gece can havliyle bu acıdan kaçmak için çalışmaya başlıyorum. Artık ne kadar çalışabiliyorsam. Tabii ki önceki gece. Dolayısıyla beni harekete geçiren şey, bu örnekte de olduğu gibi acıdan kaçınma ya da haz alma. Aslında çoğu davranışlarımızla, çoğu tercihlerimiz de geçerli. Bir düşünün mesela bir araba satın alacaksınız, araba alırken daha çok neye dikkat edersiniz? Kendinizi sorgulayın.

Yani araba alırken sizin için önemli olan şey onun dış görünüşü mü yoksa onun sağlamlığı mı, yoksa ne bileyim ne kadar hız yaptığımı. Şimdi kişiyi harekete geçiren güdü bu davranışta eğer. Acıdan kaçınmaysa büyük bir ihtimalle arabanın sağlamlığı onun için daha önce bir tercih olacak ve ona göre bir araba alacak. Yok eğer tam tersi haz onun için daha ağır basıyorsa. Bu durumda o zaman ne yapacak gidecek, hızın ya da dış görünüşün daha iyi olduğunu düşündüğü bir aracı satın alacak. Aslında yaptığımız tercihlerin hepsinde bu böyle. Şöyle hayattaki tercihlerinizi hareketlerinizi bir düşünün altında daha çok hangisi yatıyor? Sizi daha çok harekete geçiren şey acıdan kaçmak mı yoksa haz almak mı? Bunun genel bir muhasebesini yapabilirsiniz aslında hayattaki genel tercihleriniz de. Yani sizi harekete geçiren şey korkularınız ve kaygılarınız mı daha çok yoksa haz duygusunu mu?

Bunu bulmak mümkün.

Şimdi harekete geçmemesi hedeflerimizden bir tanesi bu dedik. Acıdan kaçınma.

Bir diğerine Ne? Bazen de başarısız olma korkusundan dolayı harekete geçmiyoruz. Başarısız olma korkusundan. Başarısız olma duygusunu yaşamak istemiyoruz. Düşünün bir projeye başlayacaksınız ve o projeyi riskli görüyorsunuz. O projeye başlamanız halinde projenin sonucunda başarısız olma ihtimaliniz var ve bu ihtimal sizi korkutuyor. Dolayısıyla ne yapıyoruz? Erteliyoruz. O projeyi sürekli erteliyoruz. Çünkü sonucunda başarısız olma duygusunu yani acıyı yaşamak istemiyoruz.

Acıdan kaçıyoruz. Şimdi. Öte yandan da harekete geçmememizin sebeplerinden bir tanesi konfor alanımızda çıkmamak. Konfor derken neyi kastediyorum?

Günlük yaşamda her birimizin içerisinde bulunduğu alışkanlıklarımızdan öğrenilmiştir. Birimizden geçmiş tecrübe ve deneyimlerimizi oluşturduğumuz bir konfor alanımız var. Bu konfor alanın içerisindeki her şeye hakimiz. Dolayısıyla sürpriz yada riskli bir şey yok. Her şeyi biliyoruz. En azından çoğunu biliyoruz, dolayısıyla konfor alanı benim için rahat bir alan ve onun içerisinde huzurluyum. Ancak eğer kişinin bir hedefi varsa, ulaşmak istediği bir nokta varsa bu nokta konfor alanının dışındadır. Neden? Çünkü konfor içindeyse zaten o hedefe ulaşmış demektir. Ve ulaşmak istediğim o noktaya, yani hedefe ulaşabilmek için buradaki konfor alanından çıkmam gerekiyor. Konfor alanından çıktığım an hedefe doğru ilerlerken başka bir alana giriyorum. Bu alana da gelişim alanı diyoruz. Girişim alanı benim için bilinmeyen bir alan. Konfor alanındaki her şeyi biliyorum. Ancak gelişim alanındaki unsurların çoğundan habersiz. Benim için bilinmeyenler ile dolu.

Risklerle dolu. Dolayısıyla beni rahatsız ediyor. İçten içe tekrar geri dönme isteği duyuyorum.

O yüzden çoğu insan ne yapar? Çeşitli hedefler, belirler ancak o hedeflere doğru ya hiç harekete geçmez. Yani hiç konfor alanından çıkmaz. Ya da konfor alanından çıksa bile kısa sürede çeşitli bahaneler uydurarak konfor alanına geri döner.

Asla bu bilinçaltımıza bize bir oyunu. Çünkü bilinçaltı bilinmeyenden risklerden pek hoşlanmaz. Her zaman güvenilir olan alana doğru bizi tutar çeker. Neden? Çünkü onun görevi bizi hayatta tutmak. Benim hayatta kalabilmem için risklerden korunmam lazım. Bu yüzden de bunu düşünür ve beni tekrar konfor alanına doğru çeker. Dolayısıyla bazı insanlar bu konfor alanından ya hiç çıkmazlar ya da çıksalar bile çok kısa süre sonra çeşitli bahaneler uydurarak geri dönerler.

Düşünün 10 yıldır aynı yerde çalışıyorsunuz. Aynı şehirdesiniz, aynı şirkettesiniz 10 yıldır aynı şekildesiniz.

Dolayısıyla burası artık sizin konfor alanınız. Bu şirket artık sizin konfor alanınız. Bu şehir artık sizin konfor alanınız.

Fakat. Şöyle bir hedefiniz var mesela daha çok para kazanmak. Ya da daha yüksek bir mevkide olmak. Daha kurumsal bir şirkette çalışmak ya da kendi işini kurmak. Böyle bir hedefiniz var.

Şimdi 10 yıldır kendinizi oluşturduğunuz bu konfor alanınızda bunlara sahip değilsiniz. Sahip olmak için buradan çıkmanız gerekiyor. Düşünün ki size bir teklif geldi.

Ancak bu teklif başka bir şehirden daha yüksek bir maaş, daha yüksek bir statü ya da belki kendi işinizi kurma fırsatı. Fakat farklı bir şehir, farklı bir sektör.

Böyle bir durumda çoğu insan ne yapar? Güvenli konfor alanını terk etmez.

O zaman ne yapmak lazım? Az önce de söylediğim gibi bir konfor alanını fark et ve orayı terk et.

Yani konfor alanın içerisinde olduğunu ve bir türlü dışarı çıkamadığını farkına var. Dışarı çıktığında yaşadığın korkunun, kaygının sebebinin bilinçaltının bir oyunu olduğunu hatırla ve her şeye rağmen yoluna devam et.

Ha yok çıkmayacak mısın konfor alanından? O zaman şikayet etme, söyleme. Çünkü bunu tercih eden sensin.

2. Madem bizi harekete geçiren şey haz ya da acıdan kaçınma, o zaman harekete geçmek için hedefine ulaştığın takdirde yaşayacağın hazza odaklan ki seni harekete geçirmesi ihtimali artsın.

Diyelim ki kilo vermek gibi bir hayalimin bir hedefimin olduğunu düşünelim. Bir türlü harekete geçmiyorum. Bir türlü spora başlamıyor bir türlü diyete başlamıyorum. O zaman harekete geçmemi engelleyen şey ne aslında? Benim şimdi işte aç kaldığımda yaşayacağım acı ya da spor yaparken yaşayacağım acı.

Bunu odaklanmak yerine hedefime ulaştığımda yaşayacağım haz duygusuna odaklanmak. Bunu nasıl yapabilirim mesela?

Eğer photoshop kullanabiliyorsan kilo vermiş halini ayarla ve bunun bir çıktısını al.

Ve bunu yürüme bandının üstüne yapıştır. Görselleştir yani hedefini görselleştir hedefine ulaştığında nasıl görüneceksin? Hedefine ulaştığında nasıl hissedeceksin? Daha çok bunlarla ilgili düşünmeye çalış. Bunlarla ilgili düşünmeye çalıştıkça zaten harekete geçmeye başlayacaksın. Bu halini zihnimde canlandırabilirsin.

İnsanların seni tebrik ettiklerini, ne bileyim zayıfladığı zamanki görünüşünü o zaman giyineceklerini, o zaman ki kıyafetlerini o zaman içinde bulunduğum durumdan kaynaklı hissedeceğin duyguları düşün.

Ve bunları düzenli olarak hatta zihninde canlandır, hayalini kur.

Hedefinin hayalini kur. Olabildiğince görselleştir ki görselleştirme zaten en etkili tekniklerden bir tanesidir. Burada ne yapıyoruz? Aslında burada işte o haz duygusunu öne çıkartıp haz güdüsüyle harekete geçmemizi kolaylaştırıyoruz. Bir diğer önemli nokta ne? Bir diğer önemli nokta da harekete geçtiği zaman ilk etapta küçük hedefler belirleyip küçük adımlarla ilerle hedefine doğru ilerlerken bebek adımlarıyla ilerle.

İlk etapta şu çünkü gerçekçi olalım.

Ben burada patates gibi otururken her akşam televizyonun karşısında kanepede benim yarın 5 kilometre koşacağım demem, belki benim için gerçekçi olmayabilir ya da belki ilk gün bunu yapacağım bir hevesle ama ikinci gün büyük bir olasılıkla. Ama bugün çok yorgunum diyebilirim.

O yüzden ne yapmak gerekiyor? O yüzden küçük küçük adımlarla ilerlemek. Hedefi ufak parçalara bölmek gerekiyor. Aslında buna İSTİKRAR deniyor. İstikrarlı bir şekilde her gün yaptığınız bir davranışı alışkanlık haline gelmesi olasılığı daha yüksek. Mesela ben hiç hayatımda spor yapmamış olabilirim ya da çok uzun süredir yapmıyor olabilirim. Hareketsiz bir insan olabilirim. Bu durumda kendime ilk günkü hedefim en azından şu olmalı.

Koşu bandında bir dakika yürüyeceğim. İlk gün. Hatta belki bazıları tembelliğin oranına göre değişir. Bazı insanlar şunu da hedef koyabilir. İlk günkü hedefim koşu bandının üzerine çıkmak ve inmek. İkinci gün bir dakika. Üçüncü gün 3 dakika. Dördüncü gün 5 dakika.

Hiç önemli değil. İstersen sadece üstüne çık in ilk gün, ilk hafta hiç önemli değil. Önemli olan istikrar ve bunları kaydet. Bir takvimin üzerinde kaydedebilirsiniz. Mesala check atabilirsin takvimde günlerin üzerine.

Ve bunu her gün düzenli bir şekilde yaptığında gittikçe arttırarak şiddetini bir süre sonra bakacaksın ki artık alışkanlık haline dönüşmüş zaten artık eskisi kadar zor değil harekete geçmek. Daha kolay şekilde harekete geçtiğini göreceksin. Çünkü beyinde bununla ilgili sinirsel bağlantılar zaten oluşmuş olacak ve harekete geçmeni kolaylaştıracak. O yüzden üçüncü önerim küçük olsun.

Ama her gün olsun.

Özetlemek gerekirse harekete geçmek için 1: konfor alanını fakat ve orayı terk et. 2: Hedeflerine ulaşman halinde yaşayacağım hazzı görselleştir, bu fotoğraf olabilir. Bu zihinde canlandırma, hayal etme olabilir. Odaklandığın şey hedefine ulaşman olsun.

3 hedefe doğru ilerlerken istikrarlı ol gerekirse küçük adımlarla ilerle ama her gün bir adım mutlaka at.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir